Zamanda Aşk – About Time (2013)

Bizi Love Actually ve The Boat That Rocked gibi türünün en güzel filmleriyle tanıştıran Richard Curtis‘in 3. yönetmenlik denemesi olan About Time, zamanda yolculuk temalı filmler arasında kendine yer edinmeye çalışsa da karışıma eklemeyi unuttuğu birkaç parça malzeme yüzünden yönetmenin önceki iki filmi gibi ağızda enfes bir tat bırakmakta zorlanmış.

Bridget Jones’s Diary, Notting Hill, Bean, Four Weddings and a Funeral gibi yayınlandıkları döneme damgasını vurmuş ve hala adından söz ettirmeyi başaran yapımların senaryosunda parmağı bulununca bir adamın, bir de gelen yorumlar iyi olunca beklentiyi arttırarak başına oturduk fakat aradığımızı bulamadık.

Orijinal ve varlıklı bir ailesi olan Tim‘e bir gün babası yanaşır ve erkeklerine özgü inanılmaz bir yeteneğe sahip olduklarından bahseder; zamanda yolculuk. Tim’in dünyası o andan itibaren değişir, istediğini istediği vakitte yapabilen, olduramadıysa tekrar deneme şansı olan nadir insanlardan biri haline gelmiştir. İlk iş, o yaşına kadar şansının yaver gitmediği aşk hayatını düzeltmeye koyulur. Fakat ilk başlarda sınıfta kalacaktır.

Zamanda yolculuk filmlerinin hem çok güzel artıları hem de Zamanda Aşk‘daki gibi eksileri vardır. Artıları vardır, çünkü bütün kuralları siz koyarsınız, kalem kimin elindeyse o kafasına estiği detayı ekler ve ortaya da onun istediği gibi bir zamanda yolculuk çıkar. Ama en büyük eksisi, onun kafasındakilerle seyircinin, daha doğrusu bu türe meraklı insanların zevklerinin uyuşmama şansı. About Time da ne yazık ki kötü bir zamanda yolculuk seçimi yapmış. Curtis, zamanda yolculuk yapabilirsin ama şunu şunu yapamazsın, bunu yaparsan böyle olur diye kendi çapında kurallar ekleyip filmi o kurallar üzerinde şekillendirmeye karar vermiş. Ortaya da tadı tuzu eksik bir film çıkmış.

Oyunculuklar güzel. Bill Nighy döktürmüş özellikle. Zaten Curtis’le beraber çalıştıklarında da, diğer izlediğim filmlerinde de farkını hep gösteren, kalitesini seyirciye şahane aktaran önemli aktörlerden. Başrolleri paylaşan Domhnall Gleeson ve Rachel McAdams‘ın arasındaki kimya hoşuma gitmedi. Gleeson çok çocuk kalmış McAdams’ın yanında. İlerleyen yaşlarında dahi. Ama McAdams’ın sürekli “zaman yolculuğu yapan adamın karısı” rolüne bürünmesine ne diyeceğiz? The Time Traveler’s Wife ve Midnight in Paris‘den sonra bir kez daha bu rolde karşımıza çıkması insanı şaşırtıyor. Özel bir arzusu mudur yoksa tesadüf müdür acaba.

Hikaye biraz ortada. Romantik olmayla, komedi arasında gidip gelmiş. Fantastik kısmı mizah açısından önemli bir artı aslında ama Curtis bunu çok az yerde kullanmış. Bence elinde böyle bir malzeme varken seyirciye biraz daha aktarabilirdi. Ne de olsa bu yönde bir yeteneği olduğundan kimsenin şüphesi yok. Bean’i yazmış adamdan bahsediyoruz, gerisi hava civa.

İngiliz aksanına, İngiliz yapımlarına her zaman daha çabuk ısınıyorum. Müzikleri de genelde çok iyi seçiyorlar. Yine öyle olmuş. Filmin ayakta kalmasını sağlayan nadir detaylardan.

Kimileri tarafından çok sevilen ve övgü dolu sözlerle bahsedilen Zamanda Aşk, güzel mesajlar verip keyifli bir 2 saat geçirmenizi sağlasa da yönetmenin önceki filmlerine yetişemeyen, ortalama bir zamanda yolculuk temasından fazlasını veremiyor. Beklentilerinizi düşürüp izlerseniz belki sizin de favori filmleriniz arasına girer.


One Comment

  1. Benay diyor ki:

    Cidden McAdams’ın sürekli “zaman yolculuğu yapan adamın karısı” rolüne bürünmesine ne diyeceğiz? Ben de bunu sordum ilk.

    Beklenti yükseltilecek bir film değilmiş meğer. Ama haklısın, müzikler başarılı.

Yorum Yapın

Arts Blogs