Tavsiye: Zafere Hücum – Rush (2013)

Tek ortak özellikleri rekabetçi ruhları olan iki birbirine zıt kutbun Formula 1’deki amansız savaşı. Biri her gece başka bir kadınla, diğeri hayatının kadınıyla, biri ne kadar uçarılık yapılabilirse hepsine parmağını sokarken diğeri disiplini ön planda tutan iki farklı insan, iki farklı savaşçı.

Bizi 70’lerin Formula 1 dünyasına alıp götüren ve o dönemi yaşamayanları kıskançlıkla ekrana kitleyen Rush‘ın kamera arkasında Cinderella Man, A Beautiful Mind, Apollo 13 ve daha nice enfes filmin 2 Oscarlı yönetmeni Ron Howard yer alırken, senaryosunu ise yine izlemeye doyamadığımız The Damned United, The Last King of Scotland gibi, Frost/Nixon, The Queen, The Other Boleyn Girl gibi filmlerin senaryosunda parmağı olan 2 Oscar adaylığı bulunan Peter Morgan kaleme almış.

Rekabetleriyle 1970’lere damgasını vuran iki adamın hikayesini anlatıyor Zafere Hücum. Eğlenceye doymayan, agresif James Hunt ve başına ne gelirse gelsin yılmayan Niki Lauda. Şimdiki kadar güvenilir değil F1 o zamanlar. Her yıl en az 2 pilot hayatını kaybediyor. Yani işin ucunda şöhret ve başarı olsa da, ipin diğer tarafında azrail ellerini ovuşturarak bekliyor on binlerce insanı pistlere, milyonlarca insanı ekrana kitleyen bu adamları.

Benzerlik açısından oyuncu seçiminin ne kadar başarılı olduğunu gösteren bir kare.

123 dakikalık süre önce zor gelebilir gözünüze. Çünkü Formula 1 herkesin kolay kolay tad alacağı bir spor değil ancak Daniel Brühl‘u ayrı tutup, Chris Hemsworth, Olivia Wilde, Alexandra Maria Lara ve hatta ve hatta Episodes’ta tanıyıp da kısa sürede aşina olduğumuz Stephen Mangan‘lı kadrosuyla çok önemli oyunculuk performansları sunmasa da Ron Howard ne yapıp edip hikayeyi izlenebilir, hatta merak edilebilir kılmayı başarmış. Burada bir parantez açayım, Daniel Brühl’un hakkını yiyemeyeceğimi belirteyim. Role öyle bir bürünmüş ki, resmen Lauda karakterini yaşamış, seyirciye de yaşatmış. Hikayesinden sonra filmin en göze batan özelliği adeta. Ben buradayım diyor.

İki pilotun o dönemki çekişmeleri, birbirleriyle olan sürtüşmeleri, kavgaları, laf dalaşlarını anlatırken, bir taraftan da birbirini besleyen ve geliştiren iki adamı izliyoruz. Gerçek bir hikayeye dayanması ise bana kalırsa filmin en güzel artısı. Özellikle film bittikten sonra karakterlerin orijinal hallerini google’dan arayıp bulmak, bu kadar benzer tiplerini filmde görmüş olmak da ayrı bir keyif veriyor.

Aralarındaki diyaloglar mutlaka senaryo ürünü ancak yaşanan önemli olaylar birebir aktarılmış. O dönemin havası da bana kalırsa çok güzel yaratılmış. İkilinin kapışması ve aralarındaki bu amansız rekabet insanı biraz olsun kıskandırıyor aslında. O dönemi yaşamış ve bu rekabeti kanlı-canlı izlemiş olmayı istiyorsunuz.

Sonuç olarak 2 saatlik süresiyle hiç sıkılmadığım bir Formula 1 hikayesi. Artı olarak mesajları ve anlatmak istedikleriyle de az da olsa hafızada kendisine yer etmeyi başardı. Tekrar izlemek bile seçeneklerim arasında. 2013’e dair izlenmesi gereken filmler listesi yapacak olsam Zafere Hücum da o listeye mutlaka girerdi.


6 Comments

  1. cineshootfan diyor ki:

    Formula 1 ile pek ilgim yoktur, filmi izlesem sıkılır mıyım? Veya konusunu anlamakta güçlük çeker miyim?

    • SirEvo diyor ki:

      “Ron Howard ne yapıp edip hikayeyi izlenebilir, hatta merak edilebilir kılmayı başarmış”
      Evet, rahat rahat izleyebilirsin.

  2. hakan diyor ki:

    James Hunt abimiz diyorki “Ölüme ne kadar yakın olursan kendini o kadar canlı hissedersin” F1 severler kaçırmasın derim.

  3. film izle diyor ki:

    Mutlaka izleyin pişman olmazsiniz arkadaşlar.

Trackbacks for this post

  1. […] töreni 16 Şubat‘ta yapılacak ve ödüller sahiplerini bulacak. Adaylardan Gravity ve Rush dışında hiçbirini izlemediğim için (vizyona girseler de izlesek) henüz yorum yapamıyorum […]

  2. […] gerekenlerden. Moneyball’da kendini aşmıştı, bakalım yine öyle mi? Bir de tabii Rush‘ın hiç adaylık almayışı tuhaf geldi. Film kendi içinde zaten etkileyiciydi ama Daniel […]

Yorum Yapın

Arts Blogs