Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü

Michael Bay amca, 500’den fazla araba patlatıp 195 milyon dolara mâl ettiği serinin son filmi Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü ile sonunda görsellik ve aksiyonu dengede tutup seyircinin sinemadan “tatmin” olarak ayrılmasını sağlamayı başarmış.

Aslında filme film olarak baktığımda ellle tutulur pek bir yanının olduğunu söyleyemem. Klişenin dibine vurmuş sahneler, “topuklu ayakkabılarıyla” 2,5 saat boyunca yıkılan binaların içinde, patlayan robotların arasında, havaya uçan arabaların ortasında dolaşmasına rağmen yüzüne çizik dahi almayan şişik dudaklı bir hatun, fizik kurallarını her daim alt üst eden bir başrol oyuncusu ve robotların eğlencesi.
Ama bunlara zaten ilk iki filmden aşina olup da üçüncü film için sinemanın yolunu tutmuşsak, algılayıcılarımızın bir kısmını kapatıp eğlencenin keyfini çıkarmamız gerekiyor. Çünkü ortada görsellik açısından tavan yapmış, özellikle ikinci yarıdaki aksiyonuyla sinemada izlediğinize değen bir seyirlik var. Hele bir de gözünüze o 4 TL’lik 3D gözlüğü taktınız mı, gerisi gerçekten hikaye…

Megan Fox‘un Michale Bay‘e Hitler demesinden sonra Steven Spielberg tarafından kapı dışarı edilmesiyle Megan hayranları büyük üzüntü yaşamıştı. Ama yerine hemen bir Victoria’s Secret modelini ayarlayıp aradaki farkı en aza indirgemeye çalışmışlar. Tabii Fox’un kitlesini tatmin etmek kolay değil. (haklılar da) Eh artık onu özleyenler de Sacha Baron Cohen nam-ı diğer Borat ile birlikte The Dictator filminde izlerler olur biter.
İlk 2 filmden önemli bir oyuncuyu kaybetse de robotlar, John Malkovich gibi her kılığa giren bir adamı kazanmışlar. Sırf onla da kalsa iyi. Hangover serisinin ve son zamanların aranan yüzü Ken Jeong da kısa bir süreliğine kadrajda kendine yer bulmuş. Ama o kısa süreyi filme başka bir hava katarak değerlendirip seyirciyi yine yerlere yatırmayı başarmış.

Hikaye olarak öyle ahım şahım bir senaryoya, oyunculuk olarak öyle ahım şahım bir yeteneğe ve yenilik olarak öyle ahım şahım bir ufuk genişletmeye yer vermese de, son zamanlarda izlediğim en iyi görsellik ve aksiyonu barındırdığını gerile gerile söyleyebilirim. Harcadıkları parayı ortaya iyi bir görsel şölen ve doyurucu bir aksiyonla doldurmaya çalışıp bu kez tam anlamıyla turnayı gözünden vurmuşlar. Çok fazla 3 boyut izlemediğimden mi yoksa gerçekten hakkını verdiklerinden mi bilemiyorum ama derinliği çok iyi ayarlamışlardı. Bazı sahnelerde ciddi ciddi oradayım gibi hissettim. Öyle “amanın kaç kaç! robotlar fırlayacak şimdi ekrandan…” modunda değildi tabii ama verdiği his ve renk kalitesiyle baya baya teknolojinin nerelere geldiğinin ispatı gibiydi.

Başroldeki hatunun bütün filmi 70 santimlik topuklularla bitirmesini ve Michael amcanın yine kendi filmi olan 2005 yapımı The Island’daki sahnenin aynısını kullanmasını es geçip, çerezlik bir film izlediğinizi de aklınızda tutacaksanız, mutlaka sinemada izleyin derim. Hele 3 boyutlu izlerseniz tadından yenmeyeceği garantidir. Araya serpiştirilen ve özellikle ilk yarıdaki durgunlukta ekrandan kopmamanızı sağlayan “güldürüler” de filmin artı yönlerinden biri. Ama dediğim gibi, sonuçta elimizdeki film Transformers. Buna Inception gözüyle bakarsanız pek iyi olmaz. 7,2/10


3 Comments

  1. Anonymous dedi ki:

    >7,2 çok fazla bu film için. Zorlarsam en fazla 5 çıkar benden. İlk 2 film ile olan tezatlarına hiç girmemişsin, sadece çerezlik olmasını değerlendirmişsin…

  2. SirEvo dedi ki:

    >Seri olarak değil de, sinemada izlediğim bir film olarak değerlendirince bunlar çıktı. Puanlamaya bir şey diyemeyeceğim. Zorlarsam 7,5-8 bile olurdu.

  3. emre dedi ki:

    >daha seyredememiş biri olarak,serinin ikinci rezaletinden pardon filminden daha mı iyi acaba,ben onu merak ediyorum,ilk filmi geçebileceğini düşünmüyorum ama ikincisinin altında kalmışsa ben yokum

Yorum Yapın

Arts Blogs