"The Shadow Line" – İngiliz Dizilerini Sevenlere…

İngiliz dizilerinin son yıllardaki atağa kalkan halkasına bir polisiye daha ekler miyiz düşüncesiyle başladığım ve başladıktan sonra ikisini birden bu halkaya eklediğim Sherlock ve The Shadow Line‘dan bahsetmezsem olmazdı.

The Shadow Line, İngilizler’in meşhur BBC kanalının bağrından kopup da gelmiş polisiye dizilerinden. Kadrosunda Chiwetel Ejiofor (2012, Children of Men, American Gangster) ve Christopher Eccleston (Doctor Who, G.I. Joe: The Rise of Cobra, Heroes) gibi Hollywood’da sık sık görmeye alıştığımız iki ismi barındırmasının yanında oyunculuklarıyla etkileyen Kierston Wareing (ki Luther’da da izlemiştik kendisini), Richard Lintern, Stephen Rea (Gatehouse karakteri bomba), David Schofield, Eve Best (evet, Nurse Jackie’deki çatlak doktorumuz) ve daha sayamadığım sürüyle ismi barındırıyor.

Hikayenin öyle aman aman içine çeken bir tarafı yok aslında. İngiliz polis teşkilatı batmış. İçeride kimin ne yaptığı belli değil. Yolsuzluğun bini bin para. Kaybolan sterlinler, öldürülen polisler falan derken uyuşturucu patronlarından biri infaz ediliyor. Tabii bu infazın yankıları her kademeye ulaşıyor. Sonuçları bir tarafı sevindiriyor, bir tarafı iyice dellendiriyor derken başroldeki polisimiz 3 aylık komasından uyanıp kendini olayların ortasında buluyor.

Hikayenin içine çeken bir tarafı yok dediysek de o hikayenin içine giren kötü adamlar, bölümler ilerledikçe soğukkanlılıkla öldürülen insanlar, yola çıkan herkese vurulan tekmenin seyirciye anlatılış tarzı, uzun süresine rağmen görülmeye değer.
Olay örgüsü daha ilk bölümden düğümlenmeye başlıyor ve 7 bölümlük macera sırasında yavaş yavaş düğüm çözülüyor. Ve vurucu finaliyle de noktayı koyuyor.
Dediğimi gibi hikaye benzerlerinden öyle aman aman farklı değil ama işleniş benzerlerine göre ciddi manada fark gösteriyor. Hem oyunculuklar hem de olaya dahil olan iyi-kötü adamlarla beraber (özellikle bir Gatehouse karakteri izliyoruz ki evlere şenlik. Mutlaka görülesi) dizinin “nereye varacak bu işin sonu” dedirten gizemi sizi sürekli ekranda tutuyor. 1 saatlik süresi biraz fazla gibi dursa da İngiliz dizisi izlemeye alışkın birisi için bu problem olmasa gerek.

Sonuç olarak hem tam manasıyla bir polisiye hem de tam manasıyla bir suç filmi. Sezon boyunca süren gizem, yer yer tavan yapan dram ve devam eden bir konu olduğunu da düşünürsek kesinlikle ön plana çıkıyor. Şiddetle olmasa da türü seviyorsanız tavsiye ederim. Tabii ki elimizde bir Luther yok ama bence buna yakın bir amerikan dizisi de yoktur şu an piyasada. Polisiye arayanlar mutlaka gözatsın. Keyifli seyirler…


Yorum Yapın

Arts Blogs