The Guard (2011) – Keyifli, Orijinal, Kıvamında

Twitter’ın egemenliği, düşüncelerin iyice “anlık” vaziyet alması blogları bir adım daha geriye itmiş gibi gözüküyor. İnsanlar uzun uzun yazılar okumak yerine, fikirlerini 140 karaktere sığdırabilenleri takip etmeyi, 140 karakterlik kafa yormayı daha bir çekici buluyor gibi bir his uyandı içimde. Askerden geldiğimden beri böyle en azından. O yüzden benim de içimden izlediklerimi yazmak hiç gelmiyor. Arada böyle enteresan filmlere denk gelince de dayanamayıp 2-3 satır bir şeyler yazayım da blogda dursun diyorum kendi kendime.

Brendan Gleeson, Don Cheadle ikilisinin başrollerini paylaştığı film, İrlandalı sıradan bir hayat süren polis abinin etrafındaki uyuşturucu kaçakçılığını ve kasabaya gelen FBI ajanıyla olan yakınlaşmasını konu alıyor.
Gleeson’ın oyunculuğuyla alıp götürdüğü film dışarıdan bakıldığında sıradan bir komedi gibi gözükse de, içindeki tuhaf karakterleri ve kendine has üslubuyla yarattığı mizah ve dram seyirciyi filmin sonuna kadar ekrana bağlıyor.
John Michael McDonagh‘ın hem senaryo uyarlamasını yaptığı hem de kamera arkasına geçtiği The Guard, kendisinin yönettiği ilk film olarak göze çarpıyor.
Imdb’de 7.4, Metascore’da 78, RottenTomatoes’da ise %95 gibi bir oran yakalayan film, İrlanda gişelerinde de kendinden ciddi anlamda söz ettirmiş.

Film öncelikle bir kara mizah filmi. İzlemeye başlamadan önce bunu unutmamak gerekiyor. Yanına ufak çapta bir dram ekleyip üstüne de suç teması katıp ortaya tadından keyif aldığınız bir yapım çıkmış. Oyunculuklar çok iyi, Brendan Gleeson Altın Küre’de aday gösterilmiş. Toplamda 14 ödül ve 22 adaylığının olması da ayrı bir dikkat edilesi dipnot. Beni buraya yazmaya iten en önemli özelliği ise orijinalliği. Çok enteresan karakterler var içeride. Ufak bir velet var mesela, konuşmaları, hareketleri şahane. İngiliz ve amerikalılara attıkları laflar, Galli muhabbetleri, ırkçılıkla ilgili olan kısımlar falan enfes olmuş.

Benim hoşuma gitti. Farklı bir şeyler izlemek isterseniz aklınızda bulunsun. 7,5/10


10 Comments

  1. Anonymous diyor ki:

    >bence tam tersi. twitter kullanmaya başlamadan önce takip ettiğim çok fazla blog yoktu. twitter bloglar için de iyi bir reklam oluyor.

  2. vordven diyor ki:

    >Nicedir pc'de yatıyordu. Bir el atayım artık. Yazı için teşekkürler Evrim..

    Yeri burası değil ama ilk paragrafta yazdıklarına iki kelam edeyim ben de.. Bu durum geçici gibi görünüyor olsa da, son derece can sıkıcı aslında. Hayır, aynı haltı ben de yemeye başladım ve kendimden de rahatsız oluyorum. 140 karakterle ne ülke kurtulur, ne bir film çözümlemesi yapılabilir, ne de bir müzik albümü incelenebilir ama şu an bu bir salgın gibi.. Aktif olarak blog'una yazı yazan insanlar bir bir yok olmaya başladı. Twitter'ın yarattığı en kötü durum ise, hem okuyan hem de yazan için tembellik oluşturması.

    Blog = Arşivleme'dir. İlk an kimse yazıyı okumaz belki ama 1 yıl geçse de o yazıya bir şekilde ulaşan insanlar olacaktır. Twitter ise, yazdığın şeyin ilk 10 dk. içinde okunduğu ve diğer tweet'lerinin arasında kaybolup gittiği bir yer. Evet, twitter da arşivliyor ama bizim için değil, insanların ortak zevklerini saptayıp firmalara satmak için..

  3. SirEvo diyor ki:

    >Aynı anda iki zıt düşünce geldi bir konu hakkında. Ne güzel. :))

    @Adsız
    Twitter yokken takip listedemki 40-50 blogun hepsini takip eder, yeni yayınladıkları yazılara sürekli yorumlar atardım. Twitter çıktığından beri böyle bir gereksinim duymuyorum artık nedense.

    @vordven'in yazdıklarına aynen katılmakla beraber bunun geniş çapta tartışılması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Blog ortamları çok keyifli ve uzun süreliyken, twitter resmen anlık bir şeye döndü. Bilmiyorum belki bunda biz de suçluyuzdur…

  4. Ness diyor ki:

    >Boşver sen twitter'ı onlar 140 karakterlik eleştiriler yapadursunlar, iki satır falan değil uzun uzun yaz lütfen özlemişim eleştirilerini 🙂

    İzlenecekler listeme aldım bu filmide hadi bakalım.

    Sevgimle..

  5. SirEvo diyor ki:

    >@Ness
    Teşekkürler efem. :))

  6. Anonymous diyor ki:

    >Sen bakma onlara sevgili cineshoot..
    Bugün varlar yarın yoklar.. Hatta şu an var 30 saniye sonra timeline'da bile göremezsin onları…
    Blog'lar dün de vardı yarın da hep olacaktır inşallah.
    Aradan yıllar geçse de oturup uzun uzadıya yazılar okunacak ve uzun uzadıya olmasa da yorumlarla desteklenecektir.
    (140 karakter oldu mu acaba yorumum ? 🙂
    Sevgiyle kal…

  7. SirEvo diyor ki:

    >:)) Sağolasın adsız dostum.

  8. Anonymous diyor ki:

    >cineshoot, bu filmleri orjinal dillerinde mi alt yazılı mı yoksa tr dublajlımı izliyorsun ve bunları nasıl ediniyorsun iyi akşamlar.

  9. SirEvo diyor ki:

    >DVD olarak ediniyorum, orijinal dil ve altyazı kombinasyonu tercihimdir. Dublajdan nefret ederim. İyi akşamlar.

  10. hakan yücel diyor ki:

    film i dün indirip seyrettim.hakikaten çok eğlendim.tam bir “what a beautiful fucking day”filmi:))

Yorum Yapın

Arts Blogs