Sözde 2012 fiyaskosu(!)

Önemli Not; Spoiler’ın S’si yoktur! Yani filmle ilgili hiçbir detayı bu yazıda bulamazsınız. Tamamen yorum/eleştiridir. Tabii bu, filmle ilgili mi yoksa filme yapılanlarla ilgili mi, onu da yazıda bulun bir zahmet. 🙂

Bu film için yazabileceğim çok fazla şey de var, hiçbir şey de yok.
Yazılacak çok şey var, çünkü o kadar olumsuz yorumlar yapıldı, o kadar aşağılandı ki, ben de izlemekte *tereddütte kaldım. Onlara birere cevap olarak uzun uzun bir şeyler yazılabilir.
Yazılacak hiçbir şey de olmayabilir, çünkü filmin senaryo ve oyunculuk olarak gösterdiği performans sıradan, ekstradan bir şey vaad etmiyor diyebiliriz. Hatta senaryosu yok gibi birşey bile diyebiliriz. Ama bir efektler var ki, “anlatılmaz yaşanır” deyimi aynen bu efektlere yakışıyor.

Ben sinemayla tanıştığımdan beri efektler hep cezbedmiştir. Efektler ve aksiyon. Bu ikisi birbiriyle kaynaşıyorsa, aynı filmi değil 10 kere 100 kere bile izlerim. Çünkü beni filmin içine çeken en büyük 2 etmendir bu ikisi. Ufak bir örnek vermek gerekirse; Wanted. Efektleri o kadar iyi olmasa da, yani bazı sahneleri çok sırıtsa da, müthiş bir aksiyon filmiydi bana göre. Adamlar katıksız aksiyon yapmışlar. Senaryo falan yok, mantık hiç yok. Sadece aksiyon, baştan sona hem de. Taken vardı 2008 yapımı, o da aynı şekilde katıksız aksiyondu. Ufaktan güzel bir konusu olsa da, efektsiz katıksız aksiyondu. Aynı şekilde Die Hard 4 ve yeni örneklerden gidecek olursak da G.I Joe ile Terminator Salvation.
Bazı filmlerde senaryoyu 2. 3. 4. planlara atabilip filmin vizyona çıkma amacını, yönetmenin genel olgusunun ne olduğunu ve önceden nasıl filmler çekip de bu filme yeltendiğini ufaktan araştırmak gerekir.
Bizim yönetmenimiz; Roland Emmerich.
Önceden yönettiği filmler hep böyle felaket, bir yerlerin yok olması, oranın buranın kurtuluşu falan. Ekstrem paralar harcayıp, ekstrem paralar kazandıran bir yönetmen aynı zamanda.
Önceden çektiği filmlerin maliyet ve hasılatlarını karşılaştıracak olursanız, 2012 filmini ne gözle izlemeniz gerektiğini, bu filmin piyasaya neden sürüldüğünü hemen anlarsınız. ’96 yapımı o Amerika’nın üstüne gelen gemiyi konu alan Kurtuluş Günü filmini hatırlayın. 75 milyon maliyet, 800 milyon hasılat.
Yarından Sonra‘yı dün gibi hatırlıyorum. 125 maliyet, 500’den fazla hasılat.
98 yapımı Godzilla yine aynı şekilde; 130 maliyet, 380 hasılat.

Yani, adam bir film yaparken, “öyle bir senaryo olsun ki filmde, millet şaşırsın, kendini kaybetsin, filmden çıkınca 1 hafta kendine gelemesin, film içine otursun hiç unutamasın” diye yaklaşmıyor adam. Yaklaşmamış yahu!
“Öyle bir film yapayım ki, bu filme öyle paralar harcıyayım ve reklamını yapayım ki, millet daha ilk günden deliler gibi sinemalara koşsun, paraya para demiyeyim” diye yaklaşıyor. Amacı bu. Bazı müthiş filmler gibi azcık para harcamasıyla olağanüstü para akışı sağlama olayına girmek için acayip ötesi senaryolar aramıyor. Senaryo önünde zaten; Felaket. 2012. Maya‘lar.
“Ben buna parayı harcarım, reklamın kralını yaparım, sonra gelsin dolarlar gitsin eurolar” olarak düşünüp, parayı bastırıp efektin kralını yapıyor, oyuncu kadrosu için hiç ama hiç kasmıyor.


Düşünsenize şu filmin başrolünde John Cusack yerine Brad Pitt, Bruce Willis, Clooney tarzında ekstrem paralar talep edecek birini; Amanda Peet yerine A. Jolie‘yi, zenci arkadaşımız Chiwetel Ejiofor yerine Will Smith, D. Washington tarzında bir adamı. O adamlar bu işi kabul eder vs. demiyorum. Ama onlar oynasa 200 milyon olan (önceden 260 yazılı bir başlık attım ama mojo 200 olarak açtı kapıyı, o yüzden kusura bakmayın) filmin bütçesi en az 250-300’lere vurucak. O yüzden adam oyuncu olayına falan hiç girmemiş, en azından casting açısından parayı cepte tutalım demiş, bütün parasını filmin efektlerine harcamış.
Ve sizi temin ederim ki o efektler benim şimdiye kadar gördüğüm en iyi efektlerdir. Hiç ama hiç sırıtmadı sinemada izlerken.

*Tereddüt olayına gelirsek;
Filmin ilk tanıtımını epey bir zaman önce bir filmi izlerken görmüştüm sinemada. Acayip ilgimi çekmişti, seviyorum çünkü ben bunları diyorum ya. 🙂
O zamandan beri aklımın bir yerine duruyordu. Ardından bütçesi öğrenildi, yönetmenin konuşmaları okunuldu ve bendeki beklenti resmen tavan yaptı. Şimdiye kadar izlediğim tüm filmleri bir kenara atacaktım bu filme girmeden önce. Müthiş ötesi bir film, ekstra ekstra şahane efektler vs. tarzından beklentinin kralını yapıyordum. Çok çok iyi bir film olacaktır falan…
Ardından beklenen gün geldi ve film dünyayla aynı anda vizyona girdi.
Filmin vizyona girmesiyle beraber tabii takıldığım forumda da izleyenlerin sayısı çoktu. Sürekli yorumlar geliyor, “bu film 5 para etmez”, “lanet olsun”, “bu adamdan ne bekliyorduk zaten”, “hele bu tarz bir filmde yapılan espriler yok mu of of of”, “verdiğim para çöpe gitti”, “10 üzerinden 1’i bile haketmez”, “efektleri şu kadar iyi ama oyunculuk, senaryo vs cırt” tarzında epey bi’ yorumla karşı karşıya kaldım. Okumak istemiyordum ama “Bugün Hangi Filmi İzlediniz?” başlığına gelen “film hakkında yorum ve notlar” beni filmden iyice soğutmuştu.
Soğutmak da değil, istemiyordum artık filmi izlemek. Ama bir yanım da, “oğlum bak izlemeyeceksin sonra hüsran olacak bilgisayarda izleyince” diyordu.
Filme gidecek birilerini fellik fellik ararken, hiç yoktan bir program çıktı ve 22.15 seansına filme girmeyi başardık.
Beklentilerim yerlerdeyken film başladı ve deyim yerindeyse başladığı güzellikte bitti.
Yahu dedim bu kadar yerden yere vurulan film bu mu? Lanet olsun dedim içimden. Böyle acımasız eleştirmenler olmaz olsun.
Tamam, ben de yeri geldiğinde hiç beğenmediğim bir filme saydırıyorum ama hani sallamanın da bir adabı vardır.
Gelmiş geçmiş en iyi efektlere sahip birkaç filmden biri olacak, bir de böyle sallanacak. Tövbe tövbe…


Filmdeki efektler, o efektler sayesinde yaşanan aksiyon ve gerilim hat safhada diyebilirim. Sıradan bir giriş ve ardından gelişen olaylar, o binaların yok oluşu, kaçış sahneleri, yani filmden bekleyebileceğiniz tek şey olan efektlerin muazzamlığı, filmi hiç de yerden yere vurmaya sevketmiyor. Ben bu kadar iyi efekt izlememiştim önceden. Bu kadar net söylüyorum.
Artık şu filmi eleştirenlerin tek çıkış yolu olan senaryo kıtlığı ve konuşmaların rezilliği olayını bir kenara bırakmalarını istiyorum. Yahu kardeşim 3-5 tane dandik espri var diye bir filmi nasıl bu kadar yerden yere vurabiliyorsunuz?
Bu muydu o kadar nefret edilen film? Olumsuz yazıları okuyup da, “tamam ben bunu izlemem” diyen o kadar insan var ki, biraz saçmalamayın yahu. Yerden yere vurulacak film var, yine vurulacak film var. Açın da 100 milyon dolar harcanan Land of the Lost‘u izleyin o zaman. Görün bakalım nasıl yapmışlar 100 milyon harcayıp.

Oyuncuların performanslarından memnun olmayan bir kitle daha var. İyi de, adam zaten seçimini yapmış. Kalburüstü oyuncular, yani yukarıda yazdıklarım yerine, daha 2. sınıf adamlarla çalışıp hem bütçeyi düşürmüşler hem de beklentileri. Çünkü başrolde Pitt, Jolie, Smith tarzında adamlar olduğunu düşünün, Smith’in Hancock’unu düşünün. Öyle olduğu zaman ne yönetmen ne bütçesi ne konusu önemli oluyor. Tek önemli o oyuncu varsa filmin üst düzey iyi olması bekleniyor. Böyle oldu mu da sonuç hüsranın ötesine gidiyor. Bu filmde oyunculuklar iyi olsaydı ne değişecekti? Felaket senaryolu filmlerden beklenti ne? Asıl sormamız gereken sorular bunlar bence.

Bu kadar yazdım, içimi boşalttım vallaha. Acayip germiş film beni. Sürekli eleştiri okumaktan sıkılmışım ve filmden çıktıktan sonraki ilk tepkim de bu oldu. “Bu mudur yani o içine ettikleri film?”

Sağda solda yazılan, arkadaşlarınızın dediği, yazılarını takip ettiklerinizin uyardığı, yani kısaca kimseyi dinlemeden sinemanın yolunu tutun. Filmin vermek istediği tek bir mesaj var. “Kardeş, bak 200 milyon harcadım efektin kralını yaptım, gel de gör!” bu kadar. İlerisi yok. Ne komplike senaryolar, ne “hasssstır” denilen bir son, ne dram ötesi bir konu, ne de üstün oyunculuklar…
200 milyon dolarla ne kadar iyi efekt yapılır, ne kadar iyi koltuğua yapıştırır onu gösteriyorlar.
Sinemada izlenmeyi bu kadar hakeden bir film hatırlamıyorum ben şimdiye kadar. Nefes filmini izlediğim için çok sevinmiştim çünkü o 2 saat boyunca ekrana bakıp oradaki askerlerin duygularını algılamak sinemadan başka yerde olamaz. Evde falan izleyince dikkat dağılıyor, muhabbet edilip filmden bir şey anlaşılmıyor. En iyisi bu tarz sinemada izlenmesi gereken filmler kategorisine giren filmleri, özellikle de bu kadar üstün efektlerin olduğu, sadece sinemada izlenirse bir zevk alınacak filmler varsa, hiç üşenmeyin.
Tabii filmden çıktıktan sonra aklınızda kalacak tek şeyin o efektler olduğunu da unutmayın. Tekrar tekrar yazdığım gibi; vurucu bir senaryo, vurucu bir replik, vurucu bir son yok!


5 Comments

  1. Bora-MAN dedi ki:

    >Vurucu replikler var. Senaryosu belli olduğu için senaryoyu tartışmak absurd olur. Dünyanın sonunu başka nasıl bir şekilde getirebilirlerdi ki zaten ? Dünyanın Durduğu Günü'de gördük rezaletti.

    10 üzerinde 8.5 veriyorum . Koltukta beni kastı
    heyecanlandırdı,şimdi nolucak dedirtti, " hadi olm len koş ! " diye söyletti .

    Nokta 😀 😀

  2. M.T dedi ki:

    >Yanarım yanarım en çok o harap olan limuzine yanarım 🙂 Şaka bir yana güzel bir filmdi. Hatta son zamanlarda çıkanların arasında en iyisi diyebilirim.

  3. kutupayusu dedi ki:

    >ben hakkaten dünyanın sonu gelecek sandım …gene hayat devam ediyo …. bi oh diyemedim yaw…..

  4. benay dedi ki:

    >2012 efektleri için de izlenilmeye değmez eğer filmi merak ettiğiniz için yayınlanan her fragmanı izlediyseniz zaten filmi de izlemiş oluyorsunuz.. fragmanlarda gördüklerimden farklı pek bir şey göremedim ben filmde..

  5. SirEvo dedi ki:

    >O kadar da değil. 😀

Yorum Yapın

Arts Blogs