Sen, Ben ve Dupree (2006)

Bir filmi izlemeyi ne kadar ertelerseniz, o filme olan beklenti artıyor. Ne zaman afişini görseniz birazcık daha izlemek istiyorsunuz…
Misal You, Me and Dupree‘yi ben en az 1 senedir izleyecektim. Ama bir türlü içimden gelmemişti play tuşuna basmak. “Hadi sıra sende” diyip filmi açtığımdan, filmi bitirene kadar geçen sürede beklentiler karşılanmayınca da sonuç pek iyi olmadı.

Hollywood’un komedilerinde en çok izlediğim ve her filminde de rahatlığıyla beğendiğim Owen Wilson, Almost Famous‘la adını ciddi bir şekilde duyuran ve güzelliğini her daim ekranlarda görmek isteyeceğim Kate Hudson, bu tür filmlerde çoğu kez oynasa da birçok rolde görebileceğimiz ama pek de aramadığımız Matt Dillon, son yıllardaki en beğendiğim komedi oyuncusu Seth Rogen ve yaşlandıktan sonra bu tarz rollerde yer alıp hiç sırıtmayan Michael Douglas‘ın başrollerinde olduğu 2006 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Anthony & Joe Russo kardeşler oturuyor. Senaryo ise, kalemi eline ilk defa alan Michael LeSieur tarafından yazılmış…

Filmin basit bir hikayesi var aslında. Yeni evlenen çiftimiz Molly & Carl balayından mutlu mesut bir şekilde yeni yuvalarına dönerler. Hayalleri vardır, artık birlikte yaşayacaklardır. Diye düşünürken Carl’ın sağdıçı, en yakın arkadaşı Dupree, herhangi bir evde kalmıyormuş gibi, bir de ikamet etmeye çalıştığı barın müdavimleri tarafından “3 hayır” oyu ile kapıya konur. Bu olaya şahit olan Carl’ın yapması gereken tek bir şey vardır, ki bunu her insan evladı en yakın arkadaşı için yapar. Yapar da, daha yeni evlenen bir çift yapar mı? Yapmalı mı? diye sorarlar adama.
Dupree’nin eve geldiğinde tek bir amacı vardır; hemen bir iş bulup kendi evine çıkmak. İşte bütün mesela burada başlar ve işler en güzelinden birbirine dolanır.
Bu arada, Carl’ın patronu olan kayınpederi çok zengindir. Biricik kızıyla evlenen adamı pek içine sindiremeyen Mr. Thompson’ın kafasında Molly için başka planlar vardır.
Bunların yanında bir de Carl ve Dupree’nin ortak arkadaşı Neil de işin içine girince, hayat pek bir güzelleşecektir…
Tabii bu anlattıklarım filmin daha en başları. Bütün olay filmin geri kalanında. Pek sarmayan bütün olay…

Altta gördüğünüz Little Miss Sunshine minibüsünün de ufak bir rolünün olduğu filmi ben pek beğenemedim. Özellikle 2 saate yakın süresi ve sakız gibi uzatılan sahneleri çoğu zaman sıktı diyebilirim. Bu tarz her daldan oyuncuların olduğu filmler benim açımdan bazen tutuyor, bazen de kanım uyuşmuyor. Owen Wilson ve Seth Rogen etkenleri hep artıdır ama Matt Dillon pek gitmemiş role. Onun yerine bir Adam Sandler olsa tadından yenmezdi belki de…
54 milyon dolar bütçesiyle 130 milyon dolar hasılat elde eden komedi filmi, izlemezseniz pek bir şey kaybetmeyeceğiniz türlerden. Ben notumu 5 olarak verdim.


4 Comments

  1. mit dedi ki:

    >Aynısını ben yaşadım. Uzun zamandır bu filmi izlemek istiyordum ama bir türlü fırsat bulamıyordum. Sonunda o fırsatı yakaladığımda ise "Bu muydu yani?" demekten de kendimi alamadım. Kötü bir filmdi maalesef.

  2. arnawut dedi ki:

    >ben kendim ve sevgilim geldi aklıma:) jim carrey'nin. beklentileri fazlasıyla karşılıyordu ama o:)))

  3. SirEvo dedi ki:

    >@mit
    Aynı duyguları beslemişiz film için. ^^
    @arnawut
    Me, Myself & Irine
    Jim Carrey olması başlı başına bir "beklenti karşılama" etkeni değil mi zaten. 😀

  4. tyler78 dedi ki:

    >Ben bitirememiştim bile. Yine iyi dayanmışsın.

Yorum Yapın

Arts Blogs