Red (2010) – Karakterleri Yeter!

Artık aksiyon filmleri o kadar klişe hâle gelmeye başladı ki Hollywood’da, yeni bir şeyler deneme, olaya biraz da eğlence katma lütfunu gösterebiliyorlar arada. Red de bundan nasibini almış aksiyon filmlerinden. Tabii aksiyonu dozajı üst düzeyde olmayanlardan.

Aksiyon denince ilk aklan gelen Bruce Willis, sadece ismi yetecek Morgan Freeman, her rolün altından kalkabilen John Malkovich, filmde harikalar yaratan Helen Mirren, Weeds’in annesi Mary-Louise Parker ve haşin erkek Karl Urban‘ın rolleri paylaştığı film, Warren Ellis ve Cully Hamner‘ın aynı adı taşıyan çizgi romanlarından beyaz perdeye uyarlanmış. The Time Traveler’s Wife‘ın yönetmeni Robert Schwentke‘nin kamerayı eline aldığı yapımda, senaryo uyarlamasını da Jon & Erich Hoeber ikilisi yapmış. (Bu arada Nip/Tuck efsane C. Troy’u görmek de ayrı bir keyif verdi.)

Bu yılki Altın Küre ödüllerinde En İyi Film (Komedi/Müzikal) dalında aday gösterilip bu ödülü The Kids Are All Right’a kaptıran Red, emekli bir CIA ajanının eski bir görev yüzünden başının ağrımasını konu alıyor.
Adından da anlaşılacağı üzere RED yani Retired, Extremely Dangerous yani emekli ama son derece tehlikeli olan ajanımız Frank Moses, artık elini ayağını bu işlerden çekmiş, kendi halinde yaşayan emekli bir ajandır. Hayatına bir anlam katmaya çalışan Frank, bu çalışma sırasında epey olumlu adımlar atmasına rağmen geçmişi bir türlü yakasını bırakmaz ve sonunda kendini olayların tam ortasında bulur. Artık ya kaçacaktır ya da savaşacaktır. Tabii ki mevzu bahis kişi Bruce Willis olunca ne yapacağını tahmin etmek pek zor olmasa gerek sanırım.

Alıştığımızdan mıdır nedir B. Willis’in oynadığı ölümsüz ajan karakterleri artık insanı pek eğlendirmiyor. Tamam, John McClane olsa 99 kere izleriz ama diğer karakterler içine çekemiyor bir türlü. Ama RED’deki durum biraz daha farklı. Karşımızda bir değil, birden çok aksiyon insanı mevcut. Seç-beğen-al durumu anlayacağınız. Ben önce şov yapan Helen Mirren, sonra da anca imdb’den bakınca o olduğunu farkettiğim John Malkovich’i seçtim filmden. Karakterleri muazzam. Helen Mirren’ın o fiziğiyle o silahları kullanmasıyla, Malkovich ise karakterin de verdiği avantaj ve o avantajı şahane değerlendirmesiyle beni benden aldı. Zaten hani eğer filmi bir daha izleyecek olsam da sırf bu iki oyuncunun canlandırdığı karakterler için izlerim. Ki filmi izleyenlerin genel görüşü de Helen Mirren’ın acayip eğlendirdiği yönündeydi. Ben onlara bir de Malkovich’i ekledim.

Sonuç olarak; konusuyla ben klişeyim diye bağıran, son bölüm dışında aksiyon dozajının pek artamadığı, süresiyle de biraz sıkabilirmiş gibi duran ama iki şahane karakteriyle film boyu eğlendirme garantisi veren ve beklentiler yüksek tutulmazsa tatmin edebilecek bir film var elimizde. Hollywood aksiyonundan bekleyebileceklerinizi kafanızda tartıp filmi izlemeye başlarsanız sizin açınızdan da iyi olacaktır. Böyle görkemli bir kadro da kaçırılacak gibi değil diyor ve kararı size bırakıyorum. Aileyle de rahatça izleyebilceğinizi hatırlattıktan sonra notumu da vereyim; 7,2/10


4 Comments

  1. emrahfb diyor ki:

    >Bir sahnesi aklımdan çıkmaz. Bruce Willis'in silahla arabadan indiği sahne. Anladın sen. 😉 Spoiler sayılmaz. 😛

  2. emre diyor ki:

    >ya ben bıktım artık böyle filmlerden,tamam oyuncular falan çok iyi ama hep aynı hep aynı,sıktı artık

  3. SirEvo diyor ki:

    >Her şeyiyle diğerlerinin tıpkısının aynısı diyemem ben. Demedim de yazımda zaten. 😀

Trackbacks for this post

  1. […] izledikten sonra keyifli ama aksiyon dozu yeterli değil tarzında bir yorum yapmıştım, gerçekten de çok keyifli olmasına rağmen aksiyonu tatmin […]

Yorum Yapın

Arts Blogs