Argo (2012) – Çarpıcı Bir Hikaye

Nedendir bilinmez, Ben Affleck’e bir türlü kanım ısınmadı. Belki yıllardır sürüyle gereksiz yapımda yer aldığından belki de benim ilgi alanıma giren filmlerde doğru düzgün bir kalitesi olmadığından. Bu yüzden olsa gerek ne zaman bir Affleck filmi görsem, filme yapılan yorumlar hangi seviyede olursa olsun kafadan kaybediyor bendeki kredisini. Argo için de ilk düşüncem böyle oldu. “Ben Affleck’in adı geçiyorsa benden uzak dursun.” Ancak önyargımı kırıp baskı-preslere dayanamayınca, Çakallarla Dans 2 ve Twilight’ın kapalı gişe oynaması sebebiyle en sona atılmış 9 numaralı salonda diğer 4 kişiyle beraber filmi izlerken bulduk kendimizi.

Hem kamera arkasına geçtiği hem de yapımcılığını üstlendiği filmde başrolü de kendine veren Ben Affleck, yanına da son dönemin popüler ismi Heisenberg‘i alıp girişmiş olaya. Breaking Bad dizisiyle son birkaç yılda inanılmaz bir patlama yapan Bryan Cranston‘ı bıyıksız, şapkasız ve gözlüksüz halde görünce biraz yadırgasak da, Damages dizisi oyuncularını görünce kendimizden geçtik. Son yılların en sağlam entrikasını sahneleyen Damages‘ın 5 sezonu boyunca en kritik rollerde karşımıza çıkan ve performanslarıyla hayran bıraktıran başta Zeljko Ivanek ve Tate Donovan olmak üzere John Goodman, Victor Garber ve Chris Messina gibi isimler Argo filminin kemik kadrosunu oluşturuyor diyebiliriz. Aslında kemik kadronun asıl parçaları İran’da rehin kalanlar ama daha fazla isim detayına girip sıkmak istemiyorum.

1979’u 80’e bağlayan dönemde İran’da patlak veren bir diplomat krizini konu alıyor film. Tamamen “based on a true story” anlayacağınız. Eğer ki gerçek hikayelerden uyarlanan yapımları seviyorsanız Argo bu türde bu senenin en iyi filmlerinden diyebilirim. İran şahı Pehlevi’nin devrilmesiyle Amerika’ya kaçması ve İranlı milislerin “ya gönderirsiniz ya da buraları yakarız” demesiyle İran’daki ABD Büyükelçiliğini basmalarını ve 50 çalışanı rehin almalarıyla start alıyor yapım. Bir şekilde oradan kaçmayı başaran 6 rehineyi Amerika’ya geri getirmeye çalışan CIA de olayı gizli tutarak bir operasyon başlatıyor ve olaylar gelişiyor.

Öncelikle, bu yaşananlardan haberdar değilseniz film mutlaka görülmeli. Her an ne olacağını kestiremeyişiniz gerilimi sürekli dorukta tutuyor. Haberdar olsanız dahi, Ben Affleck 2 saat boyunca sizi ekrana kitlemeyi başarmış. Her ne kadar gerçek olaylardan uyarlanan filmleri ayrı bir sevsem de, Argo kesinlikle benzerlerinden bir kademe yukarıda. Yapılan göndermeler ve senaryonun güzelliğiyle filmden bir an olsun kopmuyor ve finale kadar gözünüzü beyazperdeden ayırmıyorsunuz.

Büyük bir çoğunluğu İran’da geçen filmde hiçbir İranlı oyuncunun yer almaması, üstüne İran’da herhangi bir çekim olmaması da Ben Affleck’in bir diğer başarısıdır gözümde. O ortamı, o isyanı ve o korkuyu çok iyi yansıtmasını bilmiş. Mekanlar kesinlikle sırıtmıyordu.

Amerikalı vatandaşlar aşırı milliyetçi olduklarından imdb tarzı sitelerde yapıştırmışlar yüksek puanları. Hatta film bittiğinde geçen görsellere bakarken büyük bir çoğunluğu da gözyaşını tutamamıştır diye tahmin ediyorum. Ancak filmin öyle göklere çıkartılacak bir tarafı yok. Tamam, Ben Affleck önemli bir iş yapmış. Mutlaka izlenesi bir iş yapmış ama imdb’deki 8.2’si, top250’deki yeri falan bana biraz abartı geldi diyebilirim. Buradaki puanları görüp de sakın beklentinizi tavan yaptırmayın.

Çarpıcı bir hikaye var önümüzde. Yakın geçmişte yaşanan ve yıllar sonra meydana çıkan bir hikaye, Tony Mendez adında bir adam. Ben Affleck bunu güzel müzikler, oyunculuklar ve kurguyla pişirip masaya koymuş. Önce tadına bakıp sıcaklığını kontrol ederek yemek sizin elinizde. Yılda birkaç yiyeceğiniz bir yemekmiş gibi mideye indirmek de sizin elinizde. Hollywood’dan her zaman böyle güzel işler gelmez diyerek izlemek de. 8,5/10 (Benim puanım kendime. Ben 8,5 veriyorsam imdb’de en fazla 7,5 olur diye belirteyim. Ki zaten bu blogu takip edenler bunu ben yazmadan da tahmin edeceklerdir.)


6 Comments

  1. detays diyor ki:

    Fragmanı ilgi çekici. Merak ediyorum. Ama dediğim gibi değindiği konu itibari ile haddinden fazla oscara aday olduğunu düşünüyorum.
    VE bu yüzden ödülleri süpürürse üzülürüm. 🙂

    Bu arada koskoca Holuvud Ben Affleck e kaldıysa yazık cidden. 🙂

    • SirEvo diyor ki:

      Bu nasıl bir önyargı anlamadım valla abi. Az bile aday gösterildi. En İyi Yönetmen dalında mutlaka aday olmalıydı. Ben Affleck’e kalıp kalmaması mühim değil, işini iyi yaptıktan sonra herkes kabulümüzdür. Ki çok iyi iş çıkartmış Ben Affleck. İzledikten sonra hak vereceğini sanıyorum.

  2. detays diyor ki:

    Pi varken bu film en büyük ödülleri alırsa bu sanata ve sinemaya hakaret olur bana göre.
    Ha izlemedim filmi, güzeldir birşey diyemem ama konu itibari ile ABD’yi yalayan filmlere asla saygı duymam. 🙂
    Hurt Locker bu siyasi olgudan dolayı ödülleri alıp District 9’un hakkını yenmişti inanılmaz bir şekilde.)
    Umarım bu seferde Argo böylesi bir şekilde ödülleri alıp Pi’nin hakını yemez. 🙂

    • SirEvo diyor ki:

      Life of Pi’nin almasını ben de çok istiyorum ama almazsa da bence “sinemaya hakaret” falan olmaz abi. Çünkü adamların amacı “sinema” değil. Yıllardır böyleydi, yıllarca da böyle devam edecek.
      Hele hele Lincoln gibi bir film (ödülü veren amerika, filmi yapılan amerika başkanı, daha ne olsun?) dururken önlerinde, ben Life of Pi’nin şansını çok zor görüyorum. Ama emin ol Argo’nun ödüle boğulma gibi bir şansı yok. En azından En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerinden ikisini de alamayacağı kesin. İkisini farklı filmlere en son 89’da vermişler, Ben Affleck’in En İyi Yönetmen’de aday olmadığını düşünürsek En İyi Film’i alma şansı inanılmaz düşük.
      Yine tekrarlıyorum, Argo ile Hurt Locker’a aynı pencereden bakma. Ben Argo’yu sinemada izledim ve gayet de tatmin ediciydi. Hurt Locker’la kıyaslamam bile.

  3. hakan diyor ki:

    Amour, Argo, Beasts of the Southern Wild, Django Unchained, Life of Pi şuana kadar adaylar arasından izlediğim filmler. Tabii hepsi belli bir kalitedeler ancak bence en iyi iş Tarantino’dan çıkmış.

    • SirEvo diyor ki:

      1 Şubat’a az kaldı, Tarantino’yu sinemaya sakladım ama onun dışında izlediklerimiz aynı. Ben şimdilik oyumu Life of Pi’den yana kullanıyorum.

      Edit: ayrı değil, aynı olacak. r harfinin yaptığına bak sen.

Yorum Yapın

Arts Blogs