New York’ta 5 Minare (2010)

Mahsun Kırmızıgül adını sinema ile bağdaştırmaya çalıştığımız ilk film Beyaz Melek oldu. Onun sinemaya el atmasına olumsuz bakanlar olumlu bakanlardan bir hayli fazlaydı. Ben de olumsuzlardan biriydim. Ta ki filmi görene dek. Hem de hiç yapmayacağım şekilde bir Mahsun filmini gidip sinemada izlemiştim. Ve hiç beklemediğim bir filmle de karşılaşmıştım. Öyle veya böyle Beyaz Melek etkilemişti. Ardından Güneşi Gördüm’ü de izleyince Mahsun’un taktiğini anladık. Milletin yaralarını deşerek dramanın hasını veriyor. Ben de buna bakarım, drama etkiliyorsa bana yeterlidir. Sonuç olarak ilk iki yönetmenlik deneyiminden, benden geçer notu almıştı.

New York’ta 5 Minare’de de aslında taktik benzer. Amerikalıların 11 Eylül saldırısından sonraki Müslümanlara karşı olan tutumu ve Türkiye’deki namus terörüne ufak bir bakış atmaya çalışıyor Mahsun. Ama bu bakış sırasında bazı şeyleri es geçmiş gibi. Öncelikle Haluk Bilginer dışında oyunculuklar yerlerde sürünüyor diyebilirim. Mustafa Sandal için olumlu birkaç yorum okuduğumu hatırlıyor ve doğru düzgün bir oyunculuk bekliyordum ama okuduklarımdan sonra izlediklerim arasında dağlar kadar fark vardı. Sırf o olsa yine iyi. Mahsun da Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm’de biraz parıltı gösterse de bu bu filmde yerlerde sürünüyor. O ikisinin sırıtmasının dışında, yabancı oyuncular da pek bir şey vaad etmiyorlar. Danny Glover olsun, Terminatör’den Robert Patrick olsun zaten yıllarca ya 1. sınıf filmlerde 2. rolleri aldılar ya da 2. sınıf filmlerde başrol oynayıp pek bir şey gösteremediler. 5 Minare’de de durum aynı. Hani bir şeyler olacak ama onlarla yetmez kesinlikle.

Mahsun Kırmızıgül’ün hem yönettiği hem senaryosunu yazdığı hem de başrolünde yer aldığı film neresinden tutulsa elde kalacak cinsten. Oyunculukların yanında çok klişe sahneler barındırması ve efektlerin de yetersiz kalması zincirin diğer halkası. Son halkada ise Hollywood filmlerinde sürekli gördüğümüz amerikan bayrağı fetişizmi var. Yahu o bayrağa yapılan zoom nedir? Amacı nedir? Neden öyle bir şeye girişilmiş çözemedim. Hadi Amerikan filmlerini izlerken anlıyoruz da bir Türk filmini izlerken böyle bir uygulamayla karşı karşıya kalmak beni şaşırttı. Oradakiler mi zorladı (ki büyük ihtimalle böyle) yoksa benim gözden kaçırdığım bir detay mı var anlayabilmiş değilim. Umarım kaçan bir detay söz konusudur.

Filmin bir diğer dikkatimi çeken noktası da dini ögelere aşırı yer vermesiydi. Tamam, yapma demiyoruz, sevmiyoruz demiyoruz, ama fazla kaçmış gibi. Bazı sahnelerde ciddi ciddi sıktı. Bu belki de filmin süresiyle de alakalıdır. Nedense fazla geldi o süre bana.

Sonuçta o kelleleri oraya yan yana koymayla bitmiyor bu olay. O minareleri dikmeyle de bitmiyor. Gerçi bitmiş olacak ki 3,5 milyona yakın kişi izledi sinemada. 32 milyon TL’ye yakın da hasılat var. Sen ne çekersen çek biz izleyeceğiz, sen nerede çekersen çek biz izleyeceğiz, sen kimi oynatırsan oynat biz yine izleyeceğiz mesajı olsa gerek bu, seyircilerden Mahsun’a.
Benim verebileceğim bir mesaj yok tabii ama sinemada izlemediğim için üzüldüğüm bir film iken, izledikten sonra iyi ki sinemaya gitmemişim dediğim bir film oldu.

Haluk Bilginer’i es geçmek olmaz. Türk sinemasının en iyi oyuncularından biri bana kalırsa. Verilen her rolü bir insan bu kadar mı sağlam yerine getirir. Karakteri tamamen yansıtıyor ekrana. Her gün izlesek doymayacağız adama resmen.

Mahsun enteresan işlere imza atıyor. Yeni filmini merakla bekliyorum ve gelecek yapıma göre de tavrımı belirlerim. Ama New York’ta 5 Minare olmamış. Haluk Bilginer ve yerli yapım olmasının hatrına; 6,5/10


Yorum Yapın

Arts Blogs