Luther 2. Sezon Biterken

İngiliz dizilerinin klasik özelliklerinden “bölüm sayısının azlığı” Luther’a ciddi manada yansıdı ve ilk sezondaki 6 bölümden sonra 2. sezonu sadece 4 bölümle noktaladı John Luther ve Alice Morgan‘lı Luther.

Aslında Alice Morgan’ı katmamak gerek işin içine. İlk sezondaki efsane “ikili” performansından sonra 2. sezondan epey umutluydum ama sonuç resmen hüsran oldu. Alice birkaç kere ekrana geldi ve kısa süre kalarak benim gibi dizinin bütün sevenlerini hüsrana uğrattı. Bu seçim onun muydu yoksa dizinin yaratıcılarının mıydı bilemiyorum ama 2. sezon ilk sezonunun yanına bile yaklaşamayacaksa eğer başlıca sebebi Alice’in ekrana çok az gelmesidir.

Tabii ki “2. sezon kötüydü, sakın izlemeyin, çevirdiğime değmedi” gibi şeyler söylemiyorum. Türüne göre oyunculukları, hikayesi, anlatım tarzı, çekimleri ve müzikleri ciddi manada ağır basan bir dizi Luther ama ilk sezonda yükselen çıtaya ulaşamadı ne yazık ki. Yeni katılan karakterler ve özellikle “oyun mastırı” katillerimiz ayrı bir tad bıraktı. Jenny de Luther’ın iyi yönünü ortaya ciddi manada ortaya çıkardı. Aksanıyla hasta olduk zaten, oyunculuğu da tatmin etti.

Idris Elba ile kamera önü ve arkasındaki ekip çok iyi bir işe imza attılar sonuç olarak. Tabii her şey bitmiş de değil. 2. sezon ucu açık bitmese de 3. sezon için ufacık bir kapı aralığı bıraktılar. Umarım o kapı ardına kadar aralanır ve Alice’i bol bol izlediğimiz yeni ve özellikle de uzun bir sezonla geri dönerler.

2. sezon ilk sezonunun yanına bile yaklaşamayacaksa eğer dedim yukarıda ama tabii Alice’in yokluğunu olağanüstü olmasa da güzel bir şekilde değerlendirdiler. İlk sezondan bazı karakterleri dekarte ederken, rastgele dehşet seçen bir katil ve öldürdükleriyle puan kazanıp birbirleriyle yarışan ikizleri oyuna dahil ettiler. 4 bölüm olduğundan yüzeysel kalsa da özellikle ikizlerin muhabbeti çok iyiydi. Gerçi buna benzer bir olayı yine İngiliz dizisi olan Misfits’te de izlemiştik ama anlatım şekli ve karakterlerin piskopatlığı açısından bizim ikizlerin olayı bambaşkaydı. Birazcık benzetmiş olabilirim, fazlası yok.

İlk sezondan kesip atılan karakterlerin yanında ilk sezon finaliyle “hadi bakalım 2. sezonda koşuşturmaca olacak” teorileri de çöpe gitti. Luther bir anda sapasağlam şekilde geri döndü ve yaşanan onca şey rafa kaldırıldı.

Tek tek karakterle inip uzatmak istemiyorum. Ama Luther karakteriyle izlediğimiz Idris Elba ve Alice olarak aşık olduğumuz Ruth Wilson’la tanıştırdığı için bile Luther’a teşekkür etmek lazım. Cidden her ikisi de çok özel yazılmış. Onlar da çok iyi oynadı. Kısacık diziye hasta olmamızı sağladılar. Idris Elba zaten şaha kalktı, önümüzdeki yıllarda bol bol izleyeceğiz de, Ruth’u da görmek istiyoruz. Gerçi Alice gibi efsanevi bir karakter olmadıktan sonra bizi kesmez ama hiç yoktan iyidir.

Luther, öyle veya böyle “yeri ayrı olan diziler” statüsüne çoktan girdi. Hatta tekrar tekrar izlenmesi için arşive bile atıldı. Ki arşive attığım ilk dizi olması sebebiyle de yeri ayrıdır. Bu zamana kadar hâlâ tanışmayanlar varsa da çok şey kaybettiklerini bilsinler demekten dilimde tüy bitti. “Ben diziciyim” diye geçinip de Luther’a hiç başlamayanları da şiddetle kınıyorum.

Yazı 6 Temmuz 2011’de yazılmış fakat taslakta unutulmuş bir şekilde. Yayınlamak bugüne kısmetmiş…


Yorum Yapın

Arts Blogs