Kon-Tiki (2012) – 8.000 Kilometrelik Macera

Gün geçmiyor ki azmin sonuçlarıyla ilgili çarpıcı bir detay gözümüze çarpılmasın. Gün geçmiyor ki kafasına koyduğunu karşısına çıkabilecek her zorluğa rağmen başarmak için elinden gelenden fazlasını yapan insanlarla tanışmayalım.

Norveçli bilim adamı, yazar ve kâşif Thor Heyerdahl‘un aklına gelen bir fikir onu kendinden geçirir ve Pasifik Okyanusu’yla bir iddiaya tutuşur. Bak oğlum der, ya ben seni geçeceğim ya da sen beni yiyeceksin. Aklına koyduğunu yaptığıyla tanınan bu genç abimiz yüzme bilmemesine karşın yanına aldığı 5 arkadaşıyla beraber dandikten bir salla çıkar yola. Bu öyle bir saldır ki, ne balinalar ne köpekbalıkları istemiştir ama kimselere varmamıştır. Thor’u babası bilmiştir, kocası bilmiştir. Ayrılmaz ondan hiç.

1947 yılında geçiyor hikaye. Belki bir yerlerde duymuş, belki kitabını okumuş, belki de 1950 yapımı Oscar kazanan belgeselini izlemişsinizdir ancak tarih konusunda kıt olan ben ilk kez tanıştım Kon-Tiki‘yle. 8 bin kilometrelik bir macera, 8 bin kilometrelik bir iddia bu. 101 gün boyunca Pasifik’in bir ucundan diğer ucuna yapılan bir macera bu.

Norveç’in Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı kategorisinde son 5’e kalmayı başaran bu olağanüstü macerasını Joachim Rønning ve Espen Sandberg yönetmiş. Pål Sverre Valheim Hagen gibi uzun uzun isimlere sahip Norveçli abilerin yer aldığı Kon-Tiki muazzam bir başarı hikayesini anlatıyor. 2010 yapımı The Way Back‘den sonra bu tarz bir hikaye izlemeyi hiç beklemiyordum ama insanoğlu işte, isteyince neler yapıyor neler.

Gerçek hikayeden uyarlama filmlere her zaman ayrı bir sempati beslemişliğim doğrudur ama Kon-Tiki’nin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini anlayamadım bile. Aslında gerilim ve macera yönünü biraz daha ön plana çıkartabilirlermiş ama şu haliyle bile tür için özlenen yapımlardan olduğunu kanıtlar nitelikte bir Kuzey Avrupa filmi sizi bekliyor. Oyunculukların sırıtmadığı, görselliğiyle sizi kendinden geçiren, balıklarına ayrı bir hayranlık duyduğum film, gerçek hayat hikayesinden uyarlama olmasının verdiği avantajı çok iyi lehine çevirip 118 dakikalık bir görsel şölen sunmuş. Amour’un aday gösterildiği dalda pek bir şansı yoktu ama 2012’nin öne çıkan ve bana kalırsa mutlaka izlenmesi gereken filmlerinden biri. 8,5/10


Yorum Yapın

Arts Blogs