Köfte Yağmuru’ndan kaçış yok…


İzlediğim filmlere pek yer vermiyorum ne zamandır. Halbuki blogu açmamdaki sebep de oydu. Ne oldu bilemiyorum ama pek filmler hakkında uzun uzun yazmak içimden gelmiyor bir süredir. Zinciri kırmak lazım diye düşündüm ama ne çıkar bilemiyorum.
2009 animasyonlarından birini izledim bugün yine. Son zamanlarda animasyonlara daldım bol bol. Gerçi Hollywood’un bu sene yaptığı tüm aksiyon filmleri animasyon gibiydi ama neyse…

Cloudy with a Chance of Meatballs / Köfte Yağmuru filminin birbirinden etle tırnak gibi hiç ayrılmayan iki yönetmeni var. 77 doğumlu Phil Lord ve 75 doğumlu Chris Miller. Kitaptan uyarlanan filmin kitap yazarlarını saymazsak, filmin senaryosu da onların elinden çıkmış. Yapımcılar arasında da yine bu iki abimiz var. Önceden yönettikleri filmlere baktığımızda, Phil’in ilk film denemesi olduğunu görüyoruz, Chris ise yine bir animasyon olan Shrek 3’ün yönetmenlerinden biri. Ayrıca birlikte yönettikleri “Clone High” adında bir animasyon daha var, 13 bölümlük. Phil’in, How I Met Your Mother’dan 2 bölüm yazdığını (birinin adı Belly Full of Turkey) ve 13 bölümün yapımcısı olduğunu hatırlattıktan sonra Chris’e dönelim. Chris, Phil’e oranla daha atraksiyonlu; Shrek, Madagascar, Monsters vs. Aliens gibi animasyonların oyuncu kadrolarında da var. Hatta Madagascar’daki o pisko penguenlerden Kowalski ta kendisi. 2011’de vizyona girecek Puss in Boots adlı Banderas ve Selma Hayek’in başrolde olduğu animasyonun da yönetmen koltuğunda onu görüyoruz. Phil’le bol bol takılsa da, solo olarak da iyi işler yapmış ve yapacak gibi gözüküyor.

Oyuncu kadrosuna geçecek olursak, başrolde Bill Hader var. Aslında isim olarak ben de tanımıyordum ama sima olarak çok tanıdık. Knocked-up, Hot Rod, Superbad, Tropic Thunder gibi son zamanlarda izlediğimiz çoğu komedi filminde yan roller almış. Ki komedi filmi izliyorsanız illaki tanırsınız. Bayan oyuncumuz ise Scary Movie serisinin aptal kızı Anna Faris. En son Observe And Report‘ta izlemiştim onu da. Bunların yanında filme ses veren kadroda enteresan oyuncular var. Mesela A-Takımı‘ndaki zenci Mr. T şahane bir karakteri ve HIMYM’daki Neil Patrick Harris de bir maymunu seslendiriyor.

Flint Lockwood, sardalyayla geçimini sağlayan bir adada, babası balıkçı olan ama kendisi mucit olmaya aday genç bir delikanlı. Tek isteği, şahane bir buluş yapmak. Başka bir derdi yok. Zaman içinde güzel(!) denemeleri olsa da bir türlü istediğini elde edemez. Sardalyayla olan münasebetleri yalan olan halk, sardalyanın tatlısına kadar muhtaç olacak duruma düşünce, “e suyun içinde yaşıyoz, bari suyu yemeğe dönüştürelim” diyip insanlığa güzel bir katkı sağlamak ister bizim mucit. Aslında süper bir cihaz. Düşünsenize, suyu yukarıdan döküyorsunuz, aşağıdan hamburger, pizza, KFC olarak çıkıyor. Müthiş!
Sam Sparks da küçüklüğünden beri hava durumlarına ekstra ilgi gösteren, şehirdeki kanallardan birinde stajyerlik yapan bayanımız. Şans eseri onu buraya hava durumu sunmak için yolladıklarında ikilimizin yolu hoş bir şekilde kesişir. Mucitliğine devam eden Flint’in, haliyle her şey istediği gibi gitmez ve işin içinden çıkılmayacak bir hâl alır. Bundan sonrası da filmde saklı zaten. Ama “Köfte Yağmuru” dendiğine bakmayın. Filme başlarken düşündüğüm, “ee köfte yağacak iş bitecek” durumu pek geçerli olmadı. Farklı ve güzel bir kurgu yapmışlar.
Animasyonlar kısaldı artık. Köfte Yağmuru da 1 saat 20 dakika sürüyor ancak. Bir film için gerçekten çok kısa bir süre. Bunu izledikten sonra 3 saate yakın kült bir filmden soğuyor işte insan.
Köfte Yağmuru ABD’de 18 Eylül’de, bizde ise 20 Kasım’da vizyona girmiş. 100 milyon dolar bütçeli film bizde ilgi gördü mü bilemiyorum, sanmıyorum da, ama sadece Amerika’da 120, toplamda ise 180 milyon dolarlık bir hasılat sağlamış. Devamının gelme ihtimali biraz az gibi görünüyor. Filme bakarak konuşsak zaten devamı gelmez de, hani bu iş filme baktırmıyor artık. Para geliyorsa, devam da kesinlikle geliyor.

Filmle ilgili pek bir şey yazmadım. Gayet eğlenceli bir film diyebilirim. Karakterler çok hoş. Özellikle Mr.T‘nin canlandırdığı zenci bomba. Patrick Harris‘in ismini görünce de yüzümde bir gülümseme oluşmadı değil. Animasyonun genel amacını yeterli seviyede yerine getiriyor. Yeri geldiğinde güldürüyor yeri geldiğinde de ufak mesajlar veriyor. En güzel sahnelerden biri de New York’taki taksiler oldu. Harbiden koptum o sahnede.
10 üzerinden 7’yi benden aldı bu film. Süresi biraz daha uzun olabilir miydi? Bilemiyorum ama konusu güzeldi. Tek uyarım açken bu filmi izlemeyin. Çok fena oluyor. 😀 Ama animasyon seviyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle de Türkçe dublajla falan izletilebilir çocuklara.


3 Comments

  1. Kasux diyor ki:

    >1 haftadır kardeşim hergün en az 2 kere izliyor gına geldi artık izlemekten::)

  2. SirEvo diyor ki:

    >Dediğim gibi ufaklar bayılır bu filme. 😀

  3. Senbeniyenemedincunkubensenleoynamadım diyor ki:

    >ben de bayılırım 😀

Yorum Yapın

Arts Blogs