İçinde Yaşadığım Deri – The Skin I Live In (2011)

2002 yapımı Hable con elle (Talk to Her) filmini izlemeden önce de, izlerken de, izledikten sonra da aynı duyguları yaşatmıştı Pedro Almodóvar. Zerre bilgim olmadan izlemeye başlayıp bütün film boyunca ekrana kilitlemesi ve izledikten sonra da uzun süreler unutulmayacak olması. İşte İçinde Yaşadığım Deri‘yi kısaca özetleyecek olsam bunları kullanırdım.

Orijinal adı Mygale olan, Türkçe’ye Tarantula ismiyle kazandırılan Fransız yazar Thierry Jonquet‘in 1995 çıkışlı romanından beyazperdeye uyarlanan filmi Oscarlı yönetmen Almodovar yönetmiş. Senaryosunu da erkek kardeşi Agustín Almodóvar‘la beraber yazan Oscarlı ve bol ödüllü yönetmen Almovodovar, The Skin I Live In filmiyle de Bafta, Cannes, Goya ve Altın Küre gibi ödüllerde boy göstermeyi ihmal etmiyor. Aslında hani biraz daha zorlansa Yabancı Dilde En İyi Film dalında Akademi’de de yer alabilirmiş gibime geldi.

Antonio Banderas ve Elena Anaya‘nın tam anlamıyla başrollerini üstlendikleri film, karısını ve kızını kaybeden bir cerrahın, saplantıları ve tutkuları uğruna neler yapabileceğini, bir intikamın nasıl farklı bir şekilde alınabileceğini gözler önüne sererken, muhteşem oyunculuklar ve şahane kurgusuyla sizi şok eden bir olay örgüsüne sahip olduğunu 2 saatlik süresinde gösteriyor.

Almodóvar gerçekten başka bir işe imza atmış. Kitap uyarlaması olmasıyla aslında başarının payının yüzde kaçı ona ait bilemiyorum ama kendi çapında bir film olarak baktığımda uzun yıllar unutulmayacak bir hikayeye sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hani insan bunu nasıl düşünür, nasıl kalkışır ve nasıl bu kadar rahat yapar, bunu yapması için naısl bir kafa olması gerekir çözmesi, açıklaması, anlatması çok zor. Gerçekten ama gerçekten etkileyici bir hikaye ve kurgusu ile oyunculukların da bunda inanılmaz katkısı var.

Gecenin önceki filmi Underworld:Awakening denen zımbırtıydı. Hani pek bir beklentim yoktu ama ilk filmlere nazaran daha boş bir film bulduğumu görünce 30. dakikada kapatmıştım. Almodovar’ın şahaseriyle tanışınca da iyi ki kapatmışım dedim. Beni artık paklamıyor aynı konular, aynı efektler, aynı sahneler. Talk to Her’ü izledikten sonra da bu filmden etkilendiğim gibi yamulmuştum. Bambaşka bir hikayeydi o da. Hani tekrar tekrar izlenesilerden. The Skin I Live In de öyle olmuş. Böylesine etkileyici bir performans beklemediğim Banderas ve güzelliğiyle oyunculuğunu süper harmanlayan Anaya’nın hikayeye katkıları yadsınacak gibi değil tabii ki. Zaten eğer bir filme “iyi” diyeceksek oyunculukların da belli bir seviyenin üstünde olması şart benim gözümde.

2011’in izlemesi zor filmlerinden. Kabul ediyorum. Ama bana kalırsa en izlenesi filmlerinden de aynı zamanda. Hikayesi, kurgusu, oyunculukları, anlattıkları, yaşattıklarıyla şiddetle tavsiye ediyorum. Avrupa yapımı olduğundan zaten biraz rahat olduklarını kestirebiliyorsunuzdur, “R” aldığını söylememe gerek yok sanırım. İzlemeden önce bunu bilmeniz yararınıza olacaktır. Keyifli seyirler. 9/10


8 Comments

  1. hakan yücel dedi ki:

    film harika ama ailecek izlenecek bir film asla değil:)senaryo ve oyunculuklar yüzünden oha,hadi be diye diye seyrettim filmi.filmin bende bıraktığı etki,mientras duermes çarpı 2.

  2. Çavlan dedi ki:

    Şahane bir filmdi cidden. Yeni tasarım da çok güzel olmuş, iyi ki taşınmışsın.

  3. asli dedi ki:

    bu adam ne yapsa keyifle izlerim zaten
    filmi bitirdiğim andan itibaren heyecanla yenisini bekliyorum:)
    Almodóvar candır:p

  4. ali dülger dedi ki:

    Oyunculukları gayet başarılı olan ve apayrı bir konusuyla dikkat çeken bir film.başarılı 8/10

  5. fatma dedi ki:

    göz kamaştırıcı akıllara zarar bir yapıt. tskkr

  6. emre göçer dedi ki:

    yıllar önce sayende izlemiştim, oldukça iyi bir film, tavsiye edilir. teşekkürler.

Yorum Yapın

Arts Blogs