Hızlı ve Öfkeli 6 (2013) – Başka Bir Boyut…

Hızlı ve Öfkeli serisinin ülkemizde ne kadar sevildiğini ve ne kadar süredir beklendiğini benden iyi bilen yoktur sanırım. Çünkü google üzerinden o kadar çok kişi ziyaret ediyor ki siteyi, o kadar çok yorum geliyor ki bu seriyle ilgili, her gün bir kat daha şaşırtıyor beni. Tabii bu kadar seviliyor diye, son filmin saçmalıklarını atlayacak değilim, kimse kusura bakmasın.

Öncelikle; bu yazıyı okuyacaksanız, benim filmden ekstra gülerek çıktığımı düşünmenizi istiyorum. Öyle böyle değil, yerlere falan yattım yani. Ayrıca henüz filmi izlemediyseniz, aman aman olmasa da ufak tefek birkaç spoilerımsı detay paylaşma imkanım var, benden uyarması…

2011’deki o güzel Rio soygununu anlatan 5. filmden sonra benim seriye olan bakışım olumlu manada değişmişti. Aksiyonu bol, keyfi üst düzey, seriye yakışır bir iş izlemiştik. Sinemaya gittiğimize hayli hayli değmişti. 6. filmin geleceği de o filmin güzelliğinden, yakaladığı başarıdan, kazandırdığı dolarlardan sonra kesindi zaten. Ama 6. filmin bu kadar beklendikten sonra bu derece uçuk kaçık çekilmesinin amacı neydi? 2 yıldır araba yarışına hasret seyirciyi “tam manasıyla doyum noktası ulaştırmak” mı yoksa “bütün kadroyu toparladık madem, hakkını verelim de en az 10 film daha izletelim” mi?

Kadronun has elemanlarıyla 5. filmden tanıdığımız simaların buluşması tam bir cümbüşe dönmüş. İlk yarısını izledikten sonra muazzam bir ikinci yarı bizi bekliyor diye düşündüm çünkü nasıl bittiğini anlamamıştım ilk perdenin. Ancak filmin ikinci yarısının başlamasıyla saçmalıkların tavan yapması da bir oldu. Evet, finale kadar durmayan aksiyon benim istediğim önemli detaylardan biri ancak her ne kadar senaryoda zeka pırıltıları aramasam da Vin Diesel’in o uçtuğu, evet tam manasıyla uçtuğu iki sahneyle beraber açık söylemek gerekirse seri benim gözümde bitti. Kimin oynadığı, aldığı puan, ne kadar keyif verdiği, aksiyonun ne kadar iyi olduğu bir anda uçup gitti gözümden, filmin sonuna kadar da oturduğum yerde gülüp durdum. Gerçekten, Vin Diesel o sahnelerden sonra peygamberliğini ilan etmeyi düşünmüyor mu Cem Yılmaz’ın tabiriyle? Adam resmen uçuyor, ip falan da yoktu hani!

Yarşan arabalar, tavan yapan aksiyon, üç-beş tane ufak ama gözardı edilebilecek saçmalık… Bunlar ilk 5 film için geçerliydi belki. Ve kesinlikle gözardı edilebilirdi, ediliyordu zaten. Çünkü gerçekten fark yaratan bir seri bu, seriydi en azından, ve çizgisini korumayı başarmıştı 6. filmin ikinci yarısına kadar. Ama Chris Morgan abimiz ikinci yarıda ipin ucunu öyle bir kaçırmış ki, kaçan ipi farkettiğinden o da salmış, Justin Lin de battı balık yan gider hesabı uğraşmamış için sağını solunu düzeltmek için senaryonun sanırım. O sondaki havaalanı kaç kilometre mesela? O kadar uzun bir düz yol yoktur dünyada. Hani “olur da bu kadar olmaz” demek istiyorum, ama bunun da ilerisinde bazı sahneler ne yazık ki…

Sonuç? Serinin hastaları için bulunmaz bir nimet. 2 saat 10 dakika boyunca Zor Ölüm tarzı katıksız aksiyon. Saçmalıklara göz yumarsanız, Vin Diesel uçtuğunda benim izlediğim salondaki yaş grubu gibi alkış da tutarsınız, o ekstra sahnede ekrana gelen abiyi gördüğünüz anda böğürmekten kendinizi de alamazsınız. Ben beklentimi düşürüp keyifli bir film izlemeye gittim, istediğimi de fazlasıyla aldım. Güldüm, eğlendim, size de tavsiye ederim. Başka bir boyuta geçen serinin 6. filminde kesinlikle sıkılmayacaksınız!


Trackbacks for this post

  1. […] sırada ise 2013′ün en hazin kaybı var. Paul Walker‘la özdeşleştirdiğimiz serinin 6. filmi. Hızlı ve Öfkeli artık başka bir gözle, başka bir havayla izlenecek. Kardeşinin yerine […]

Yorum Yapın

Arts Blogs