HAYAT GÜZELDİR


Tez konusudur herhalde şu 2 kelimelik ömre bedel söz öbeği/deyim/cümle.
Hayat Güzeldir, yok ilerisi yahu…

Stalin adamlarını yolluyor. Trotsky’i öldürtecek. Trotsky de evinden uzakta Meksika’da sürgünde.
Kendisi muhalif komunist lider, devrimci falan. Ben pek tanımam da büyüklerimiz bilir. Baya önemli bir şahsiyet Rus tarihi açısından. Rus başbakanı Stalin de bunu öldürtmek için adamları yolluyor tabii. Artık öleceğini biliyor Trotsky ve bahçeyle uğraşan karısına bakıp bir not düşüyor.
Her şeye rağmen “HAYAT GÜZELDİR”. İşte 1997 yapımı efsan İtalyan filmi La vita è bella yani Life is Beautiful‘un adı buradan geliyor filmin hem yönetmeni hem yarı-senaristi(:D) hem de başrolünde bulunan, yani filmin başarısında %50’den fazla pay sahibi olan diyebileceğimiz Roberto Benigni‘nin dediğine göre.

Bu şahane filmi dün izledim. Aslında beklentilerimin çok ötesinde çıktı diyebilirim. Ben Schindler’s List tarzında dram ağırlıklı bir film beklerken, ilk yarısı full komedi geçen, ikinci yarısında ise komedi-dramı muhteşem işlemiş bir filmle karşılaştım. Ve bu türü o kadar iyi sunmuşlar ki, satırlar yetmez anlatmaya.
Tabii bundan Oscar jürisi vs’si de etkilenmiş olacak ki, tam tamına 7 dalda Oscar’a aday olmuş film. Filmi izledikten sonra bunu öğrenmenin keyfi bambaşka. Bir film izliyorsunuz. 2 arkadaşınız çok beğenmiş ve size önermiş. Siz de belirli bir beklenti düzeyiyle filme başlıyorsunuz.
Yorgunluk hat safhada. Ama o 2 saat, belki de son zamanlarda en zevk alarak geçirdiğiniz 2 saat oluyor. Ardından filmle ilgili bilgilere göz atarken 7 dalda Oscar adayı olduğunu, bunlardan 3 tanesini de kazandığını görüyorsunuz.
En iyi Yabancı Film, En İyi Aktör, Best Music-Original Dramatic Score ( bunun tam manasını bilemiyorum ) gibi özellikle ilk 2si çok mühim olan ( 3. de mühimdir de, cahilliğime verin işte) 3 Oscar ödülünü kazanan; içinde BAFTA, Cannes gibi festivallerin de bulunduğu çeşitli yerlerden farklı farklı 52 ödülü ve 27 adaylığı bulunan film, 1999 yılı adaylarına bakıldığında bence En İyi Film ödülünü de açık ara kazanmalıydı. Shakespeare in Love gibi 7 dalda birden Oscar kazanan film olunca rakip, tabii yapacak fazla da bir şey olmamalı. Adında Şekspir olacak, onun yerine gidip de İtalyan filmine verecekler tüm ödülleri. Döverler adamı tabii. 😀
O 3 Oscar bana yetmese de, diğer yerlerden gelen 52 ödül yetsin artık diyelim.


Başrollerinde; filmi baştan sona götüren, muhteşem bir oyunculuk sergilemiş Roberto Benigni; 83 yapımı Tu mi turbi filminin setinde tanıştığı, filmde ve gerçek hayatta da eşi olan ve beraber oynadıkları 10’a yakın film bulunan Nicoletta Braschi ve sadece 5 yaşında olmasına rağmen sanki kamera yokmuşçasına kendine söylenen her şeyi mükemmel yapıp filmde hiç sırıtmayan, hatta filmin çoğu sahnesinde onun da emeği geçen, Gladiator filminde Maximus’un oğlu rolünde de izlediğimiz Giorgio Cantarini bulunuyor. Yani hemen üstteki fotoğraftaki 3 oyuncu.
Ama “Meryem! Anahtar!” ve “yine aldı ya şapkamı” esprilerini ve sahiplerini de unutmayalım.
Özellikle şapka muhabbetinin sahibi de ayrı bir güzel oynamış…

Adam komik kardeşim, yapacak bir şey yok. İçinde var.

Roberto Benigni’nin babası bir çiftçi ve 43-45 yılları arasında filmin çoğunluğunun geçtiği kamplardan birinde bulunmuş. Zaten Roberto da filmde onun hikayelerinden epey faydalandığını belirtmiş. Hatta o hikayeleri baz almış da diyebiliriz direk.
Bir filmde İngilizce konuşmayıp da En İyi Oyuncu ödülünü kazanan ilk oyuncu olan Roberto Benigni, bu ödülü alacağını tahmin etmediği için orta sıralarda oturmaktaymış ödül töreni sırasında. Adı açıklandığı zaman ise öndeki sıraların üstlerinden hoplaya zıplaya gidip almış ödülünü. Gerçekte de filmdeki gibi komedi sanırsam.
Laurence Olivier ile birlikte kendilerini yönetip de Ödül kazanan iki aktörden biri.
Komedi filminde rol alp da En İyi Oyuncu ödülünü kazanan 6. aktör. 5. ise Jack Nicholson; As Good as It Gets ile kazanmış.
Lâkin şöyle de bir şey var ki, aynı oyuncu Razzie Ödülleri’nde 2003 yapımı Pinokyo’da oynadığı rol ile En Kötü Oyuncu ödülünü kapmış. 😀

Filmdeki en müthiş sahnelerden biridir bana göre. Alman askerinin konuştuklarını tercüme etmesi sırasındaki mimikler falan, yok ya yok…

Filmin başından sonuna kadar espri yeteneğini, olaylara olan bakış açısını hayranlıkla takip ettiğim, en ufak bir olayda kurguladığı o muhteşem detaylarıyla filme ayrı hava katan, film boyunca sürekli gülümsemenizi sağlayan Roberto Benigni işte böyle bir aktörmüş. Onu şimdiye kadar tanımamış, bu filmi şimdiye kadar izlememiş olduğum için kendime çok ama çok kızdım.
İzlenmesi gereken başyapıtlardan biridir bana göre ve favori filmlerim arasındaki yerini çat diye almıştır. Sizlere de tavsiyem eğer izlemediyseniz acele etmeniz yönünde. Çıkarılacak o kadar çok sonuç var ki…

Filmin girişinde diyor ki;
“Bu aslında basit bir hikaye ama anlatması kolay değil. Bir masal gibi, hüzün var ve masal gibi, mucize ve mutluluk dolu.”

Ama o kadar iyi anlatıyor ki bu bu basit hikayeyi, basit masalı.

Filmin arka planındaki o vahşeti böylesine kurgulayıp bizlere sanki hiçbir şey yaşanmıyormuş hissini veren, finaliyle noktayı koyan bu enfes filmi sakın ama sakın kaçırmayın.

İtalyan bir oyuncu ikinci kez En İyi Oyuncu ödülünü kazanırsa, ödülünü de bu ödülü ilk kazanan kişi verir tabii ki. O da Sophie Loren. O da kim diyorsanız çok şey kaybediyorsunuz. Efsanelerin efsanesidir kendisi. Böyle bir güzellik, böyle bir aktris zor gelir bir daha, zor.

6 Comments

  1. S.U. dedi ki:

    >Ağlamaktan,
    parça pinçik izleyip,
    1 haftada bitirmiştim..

  2. Schumy dedi ki:

    >Tekrardan izlicem ya, sen izledin biz kaldık iyi mi 😀

    Ama gerçekten mükemmel bir film olduğunu hatırlıyorum, belki 5 sene oldu izleyeli ama dramayı bu kadar derin yaşatan bir film izlemedim.

    Alman askerlerinin söylediklerini tercüme ettiğini koyduğun sahneyi de şimdi hatırladım. Gerçekten baştan aşağı mükemmel bir film…

    Umarım bundan sonra takmamazlık yapmazsın bizi 😀

  3. SirEvo dedi ki:

    >Film zaten kendini 7 Oscar adaylığı ile kanıtlamış abi, ne takması. 🙂
    Filmin ana olayı komedi bence. Dram da var da, sen hatırlamıyorsun herhalde pek. Komedi unsurları dramdan çok daha fazla, epey bi' fazla. :))

  4. Schumy dedi ki:

    >Komedi unsuru fazla da aklımda kalanlar içime oturan yerleri olmuş demek ki. Komedi ağır bassa da büyük bir dram var filmde. Hatırlamıyorum tabi çoğu yerini, çok oldu izleyeli 🙂

  5. SirEvo dedi ki:

    >İzliyoruz beraber ilk fırsatta o halde. 😀

  6. kutupayusu dedi ki:

    >beni lime lime eden film

Yorum Yapın

Arts Blogs