Tavsiye: En İyi Teklif – The Best Offer (2013)

2013 yapımı filmlere yoğunlaşmışken arada bir adını duyduğum ve üzerine güzel yorumlar okuduğum İngiliz kadrolu İtalyan işi The Best Offer‘ı artık izlemenin zamanı geldi diye düşündüm. Seveceğimi tahmin ediyor fakat bu kadar güzel bir esrarengiz temayla karşılaşacağımı ummuyordum.

Kariyerinde; Oscar ödüllü 88 yapımı enfes film Cinema Paradiso, Oscar adaylıkları bulunan Malèna, L’uomo delle stelle ve Altın Küre ödüllü The Legend of 1900 gibi önemli filmler bulunduran İtalyan yazar/yönetmen Giuseppe Tornatore‘un hem senaryosunu kaleme aldığı hem de yönetmen koltuğunda oturduğu En İyi Teklif; 2010 yapımı The King’s Speech‘deki muhteşem performansıyla beni kendine hayran bıraktıran, hatta Oscar’a aday da gösterilip ödülü The Fighter‘daki performansıyla Christian Bale‘e kaptıran Geoffrey Rush‘ın yine Oscarlık performansıyla seyirciyi selamladığı bir yapım olmuş.

Virgil Oldman, auctioneer/appraiser, hem bir açık arttırmacı, hem de değer biçmede bir usta, bir efsane. Bir tabloya bakmasıyla not vermesi, görmesiyle değerini söylemesi bir oluyor. Hem yaptığı işte usta hem de yaşadığı hayatta bir cins. Evet, cins. Bir hijyen manyağı, bir yalnız, bir nefretlik abidesi. Hiçbir dostu olmayan, yanında çalıştığı insanları dahi tanımayan, teknolojiyle arası sıfır, ama sanat bilgisiyle şapka çıkartılacak bir adam. Bir gün bir telefon geliyor bu adama ve bütün hayatı değişiyor. Koca bir tarihi evde, sürüyle tarihi eşya. Değer biçmesini istiyor kadının biri. Randevu da veriyor, fakat gelemiyor. Sonra yine gelemiyor. Yine yine yine. Bay Oldman çıldırıyor, deliriyor. Ama meraklanıyor da…

La migliore offerta, klişevari senaryo hareketiyle başladığı andan itibaren tahmin edilebilir bir izleti sunuyor seyirciye. Yani gelişmeye açık senaryonun bütün varyasyonlarını seyirci bir şekilde tahmin edebiliyor. Fakat Geoffrey Rush o kadar muazzam bir oyunculuk sergilemiş ki, sırf bu orijinal adamı izlemek için bile ekrana kitlenme şansınız var. Dahası hikayenin gidişatı sürekli bir merak ve heyecan unsuru taşıyor. Tahmin etmesine ediyorsunuz ama Giuseppe Tornatore öyle bir hazırlamış ki Virgil karakterini, olaylara tepkisinin dozajını o kadar güzel ayarlamış ki, seyirci, en azından ben her dakika bekledim neler olacak diye, her ne kadar tahmin yürütsem de.

Geoffrey Rush’ın müthiş performansının yanında Jim Sturgess, Sylvia Hoeks ve özellikle Donald Sutherland de filmin elle tutulur bir kaliteye ulaşmasında katkı sağlamışlar. Ayrıca cafedeki tiplemesiyle Kiruna Stamell‘i de unutmak olmaz.

Virgil Oldman’in gösterdiği değişimle beraber aşkın bünyedeki belli-belirsiz tepkileri, gözü karalığı ve cesareti, merak yüzünden insanın başına gelebilecekler, diyalogların da katkısıyla güzel anektodlar sunuyor. Kendi çapında mesajlar vermesini biliyor. Bununla beraber müzikler de, özellikle finaldeki etkileyiciliğin baş mimarı olmasıyla gözden kaçmamalı.

Gizem severler için tercih edilmesi gereken bir seçenek En İyi Teklif. 2013’ün en iyi filmleri listesinde kendine zar-zor bir yer bulabilir belki ama Geoffrey Rush’ın şapka çıkartılacak performansına tanıklık etmek için bile  mutlaka izlenmesi gereken 2013 filmlerinden olduğunu söyleyebilirim.


3 Comments

  1. hakan diyor ki:

    şahane bir filmdi.tersköşe desem spoiler a girermi 🙂

  2. Chopin diyor ki:

    Benim asıl merak ettiğim delice bir ayrıntı var. Claire çocukluktan beri sözde açık ortama çıkma hastalığı var insanlarla hiç görüşmemiş.Peki Virgil, Claire ile birlikte oldugunda bakire olmadığını anlamamış mı?

  3. hahah diyor ki:

    Chopin harikasin :D:D:D ama onun aciklamasi var buradan yazarsam spoiler olur o yüzden birkerede daha izle 😀 (cocukluktan beri degil)

Yorum Yapın

Arts Blogs