Düşüşe devam…

Maçtan çıkıp geldim, delirecek gibiydim ama şimdi sakinleştim biraz. 3-5 satır yazacaksak da düzgünce yazalım. Bu kadar yazı yazdığım bloga yakışmıyor olumsuz şeyler. Kusura bakmayın.

Maça ilk11’ler ve değişiklikler damga vurdu aslında. Sezon başından beri hiç verim sağlanamayan Nihat ile başlamak zaten ilk eksiydi ama böylesine göl olmuş bir sahada Nihatla beraber Tello gibi teknik, Ekrem gibi hızlı adamlar da eklenince adeta eksik oynadık. Bir de defansın mentalite olarak düşük olması tuz biber oldu. Denizli ilk11’deki hatasını, Nihat’ı çıkarıp Nobre’yi alarak önce düzeltti. Tamam Nobre’ye sövme derecesinde yazıyorum ama sonuçta bu sahanın da adamı Nobre’dir. Hiçbir vasfı olmasa da böyle sahada çıkartacaksın sahaya. Yapıyor öyle veya böyle bir şeyler.
Bu değişikliklerden sonra öne geçen Beşiktaş karşısında Ertuğrul da Sercan’ı çıkardı. Ki çıkan Sercan %100 3 tane net pozisyonu harcadı ve yorulmuştu. Önemli bir değişiklikti Bursaspor adına. Ardından Denizli usta ne yaptı? Tavşanın kralını çıkardı şapkadan. Sudan çimlerin gözükmediği sahaya gitti Yusuf’u koydu. Hem de defanstan Ferrari’nin sakatlandığı dakikalarda yaptı bu değişikliğ. Hatasını düzelttikten sonra bu yapılır mıydı? Ya sen 2-1 öndesin zaten, niye Yusuf? Manyak mısın? Deli misin? Kasıt ararım ben bu işte. Tamam Ferrari’nin yerine Toraman, Toraman’ın yerine de Ekrem geçebilir ama defanstan bu kadar önemli bir adamını kaybetmişsin, ne gerek var atak oyuncusu almaya? Atak oyuncusu alıyon bari mantıklı bir değişiklik yap. Bu sahada oynaması imkansız olan Yusuf’u alarak eliyle itti adeta.

Ama bu maçın en büyük kırılma noktası, İbrahim Üzülmez’in sol tarafta reklamvari 2 çalım attıktan sonra kestiği süper ortaya, tam zıttı şekilde vuruş yapan Bobo’nun %100lük golü kaçırmasıydı. O golü atsa 3-1 olacaktı maç ve maç fazlasıyla liderliği alacaktık. Ama hem bu golün kaçması, hem Ferrari’nin yokluğunda defansın saçmalaması sonumuzu getirdi. Hem de bize penaltı kazandıran Zapo’nun kafasıyla. Adama hiç kimse bir şey diyemez. Sen adamı kovar gibi yollarsan, adam da çatır çutur atar golü. Lamı cimi yok.

8 haftada 24 puan toplayıp üst üste 5 maçta gol yememeyi başaran Beşiktaş takımı, 17 maçta 7 gol yiyip bizleri şaşırtan Beşiktaş takımı, 3 dakika içinde 2 gol yiyip, 0-1’den 2-1 yaptığı maçı mucizevi bir şekilde 2-3’e getirmeyi başardı. Kendi evinde 3 gol birden yiyip, sezon başından beri 3 kere 2 gol atıp kazanmış takım, 2 gol atıp mağlup olmayı da becerdi. Daha neler göreceğiz kim bilir…
Ama şöyle de bir şey var; üst üste 2 kez elle oynayan Ozan İpek, bu 2 pozisyonda tek sarı kart görüyor ve hemen 2-3 dakika sonra yaptığı çift dalıştan kart yemeden kurtuluyordu. Ve Bursa adına da ilk golü atan oluyordu. Ne ironik değil mi? Şunu biz yapsak direk atılırdık, ki geçen sezon nelerden 2. sarı yediğimizi gördük. Yapılır da bu kadar bariz yapılmaz yani. Ama sonra ne oldu? Eyyamcı hakem gitti Tello’nun pozisyonunda düdük çalmadan oyunu başlattığı için hem sarı kart vermedi Tello’ya hem de o pozisyonun gol olmasını engellemedi. Eyyamcı olunur da, ama bu kadar olunmaz ya. Neyse.
Bu puanların bence telafisi hâlâ var. Yeter ki devre arasını verimli geçirelim. Hakemleri de yeneriz yeri geldiğinde…

Bu arada Korcan 2-3 pozisyonda cidden çok başarılıydı. 2 gol yemesine yedi ama bence o golleri kim olsa yerdi, defansın boş bıraktığı yerlerde adamlar ellerini kollarını sallaya sallaya vurdular hep. Ve 2 gol de uzanılamayacak yere gitti. Ben bu maçta Korcan’ı acayip beğendim. Umarım Rüştü biraz dinlenir de altyapımızdan çıkan şu adamı 1-2 maç 90 dakika izleriz.
Kurtarışları ve özellikle de Rüştü’nün beceremediği degajlarıyla bence takımda sağ kalan tek adamdı.
Son olarak, Ferrari’nin elmacık kemiği kırılmış. Şu kadar net söylüyorum ki eğer Ferrari uzun süre oynayamayacak duruma gelirse Beşiktaş ilk5’i zor görür. Defansın en en en en önemli oyuncusu. O çıktı 3 dakkada 2 gol yedik, yuh yani…


6 Comments

  1. Allegra'nde diyor ki:

    >güya totem yapıp maçı izlemedik de arabada radyoyu açtığımız an golü yedik. ruh sağlığım açısından bir süre beşiktaşı tutmasam mı diye düşünmeye başladım. ferrari 1,5 ay yokmuş. şükür araya denk geldi.

  2. SirEvo diyor ki:

    >Ferrari yoksa biz de yokuz, kapattık dükkanı. 😛
    Şaka bir yana, Ferrari'nin sakatlığı hiç iyi olmadı. Maça da tesir etti zaten, umarım en yakın zamanda sahalara döner. Onsuz bu takımı düşünemiyorum ben.

  3. Schumy diyor ki:

    >Ferrari'nin kemiği maskeyle falan düzelir. Servet kaç ay oynadı o maskeyle.

    Beşiktaş'ın da kırılma maçlarında kaybettiği ilk gollü mağlubiyet değil bu. O kadar az gol yiyen takım Galatasaray'dan da 3 tane yedi. Yani Beşiktaş'ın rakibi olarak görülen Bursa ve Galatasaray'dan yediği gol toplamı ilk yarıda yediğinden daha az gibi.

    Mustafa Denizli de sanki Çeşme'ye dönüş sinyalleri veriyor gibi. Hele hele Demirören giderse bu kesin.

  4. SirEvo diyor ki:

    >ts ve fb rakip değil mi yani? 🙂

    gs maçını bir kenara bırakırsak (en rezil dönemimizde olmasından ötürü), bütün kırılma maçlarında, (ts-fb galibiyet 2 ve 3 0, kayseri 1-0 mağlubiyet ki kayseri maçı da gs maçıyla aynı dönem) hiç böyle gol yemedik. Yani Beşiktaş takımı fazla gol yemeyen bir takım, kırılma maçı vs. farketmiyor. Bursa'dan 2 golü 3 dakkada yemenin sebebinin Ferrari olduğunu beşikteki çocuk bile anlar artık.
    Fazla irdelenecek bir maç değil. Fazla yoruma da gerek yok. 😉

  5. CriminaL57 diyor ki:

    >Beşiktaş-Bursaspor maçının ardından Milliyet gazetesi ile Sabah ‘Sulu Şaka’, Fanatik ile Hürriyet gazetesi de ‘Kiralık Katil’ başlıklarını atarak pişti oldular.

    Sulu Şaka / Milliyet Gazetesi
    Sulu Şaka / Sabah Gazetesi
    Kiralık Katil / Hürriyet Gazetesi
    Kiralık Katil / Fanatik Gazetesi

  6. CriminaL57 diyor ki:

    >Beşiktaş Sulandırdı!!!

    İstanbul’un yağmuru bir başkadır. Bazen E-5’i, bazen Merter’i, bazen İkitelli’yi alır kucağına. Ve boğar oraları, içindeki canlı cansızlarıyla. O yağmur dün gece İnönü’yü de esir aldı.
    Ligin en zevkli geçmesi beklenen karşılaşması, yağmur ve seli takmayarak, golleriyle, mücadelesiyle unutulmaz bir geceye imza attı.
    Manisa kadrosundan sadece İsmail-İbrahim Üzülmez değişikliği yaparak sahaya çıkan Beşiktaş, eski hocası Ertuğrul Sağlam‘ın radikal değişiklikler yaparak, as futbolcularını kenarda tutup, fizik güçleri daha iyi olanları sahaya sürmesi ile öldüresiye mücadele etmek zorunda kaldı.
    Yağmur, Bursasporlu futbolculara “vız gelip, tırıs geçmişti” sanki.
    Onlar hep ayakta kalırken, ikili mücadelelerin hepsinde galip gelirken, Beşiktaş, çoğu zaman komik durumlara düştü.
    Böyle bir maçta, futbolun inceliklerini beklemek hayalcilik olurdu.
    Öyle olmadı.
    Bursaspor defansı ve orta sahası, böyle ağır bir sahada hata yapmamak için büyük uğraş verirken, Beşiktaş forvetleri, kendi bölgelerinde, top ayaklarında yokken dinlenmeye geçti.
    Ne Tello adam kovaladı, ne Bobo.
    Ekrem‘e birkaç haftadan beri bir şeyler oldu sanki.
    Mustafa Denizli, bu futbolcunun nesine güveniyor da bu kadar şans veriyor kendine.
    Beşiktaş; 19. dakikada yediği ilk golde de Ekrem‘in yalan koşusunun bedelini ödedi zaten.
    Nihat için çenemizi boşuna yoruyoruz.
    Ne Denizli bizi duyuyor, ne de Nihat bildiğinden vazgeçiyor. Bir futbolcu takımına bu kadar köstek olur.
    Tamam anladık, yönetim inanılmaz paraları saydı bu futbolcuya. Zararı kasasına. Ama onun sahada olması ise Beşiktaş’ın zararına. Dün bir devre, hiç ama hiçbir şey yapmadı yine. Sercan‘ın, İstanbul büyüklerine kapılanma sevdası uğruna müthiş pozisyonlar yakalayıp kaçırdığı karşılaşmada, Beşiktaş’ın ilk yarıda bir defa bile Bursaspor kalesine etkili yaklaşamaması biraz da fizik güçlerinin Bursaspor karşısında ezikliğinden dolayı idi. 2. yarıda Nihat‘ın yerine giren Nobre, 9 ay sonra golle tanışırken, bu atak 56 dakika sonra Bursa kalesindeki ilk tehlikeydi zaten. Yalnız bu gol öncesi faul atışı için, hakem Özkalfa düdüğünü çalmamıştı.
    İşi idare etti sizin anlayacağınız. İkinci atak da penaltıdan Bobo‘nun ayağından geldiğinde, Beşiktaş işi bitirdim zannetti. Ama Bursaspor, 86’da Ergiç‘in, 89’da Zapotocny‘nin golleri ile Beşiktaş’ın mutluluğuna kan doğrarken, yeşil-beyazlılar, Rüştü ve Ferrari sakatlığını da fırsat bilip, bir gecelik de olsa, liderlik koltuğuna oturdu.

Yorum Yapın

Arts Blogs