Düşler Diyarı – Beasts of the Southern Wild (2012)

Adını ne zamandır duyuyordum, izlemeyi de çok istiyordum ama dört Oscar adaylığını gördükten sonra merak kat sayım tavan yapınca kendimi tutamayıp bu orijinallikte tavan yapmış filme hızlı bir dalış yaptım.

6 yaşındaki Hushpuppy’nin babasıyla yaşadığı ve adını Bathtub (Küvet) koydukları soyutlanmış kenar mahallede anne özlemine ve başına gelenlerden sonra hayatın dengesini tutturabilmek için çıktığı maceraya bambaşka, evet bambaşka bir dille yaklaşmış yönetmen koltuğunda oturan ve bugüne kadar sadece 3 tane kısa film çeken Benh Zeitlin. O kadar farklı bir dille yaklaşmış ki, film bittikten sonra ne düşüneceğinizi ne yapacağınızı kestirmekte zorlanıyor, oturduğunuz koltukta dakikalarca kendinize gelemiyorsunuz.

Cannes, Sundance gibi mühimlik dozu yüksek yerlerden almadık ödül bırakmayan, şimdien 50 ödülü ve 60 adaylığı bulunan Düşler Diyarı adımını attığı her sokakta o kadar ses getirdi ki, Akademi’nin yaşlı amca ve teyzeleri de kayıtsız kalamayıp üzerlerine düşeni yaptılar. En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu olmak üzere 4 dalda birden Oscar’a aday gösterilen filmin şüphesiz en dikkat çeken özelliği 9 yaşındaki başrol oyuncusu Quvenzhané Wallis‘in 7’den 70’e herkesi kendine hayran bıraktıran insanüstü performansı.

Filmde izlediğimiz çoğu birey gibi Quvenzhané Wallis da ilk defa kamerayla tanışıyor. Zaten 9 yaşındaki bir kız çocuğu için şimdiye kadar şu kadar Oscar adaylığı var, en sevdiği şey Bugattisiyle New York sokaklarında dolaşmak tarzında laflar sarfetme gibi bir imkanımız yok. Wallis ilk kez kamera karşısına geçmiş geçmesine ama öyle bir Hushpuppy karakteri canlandırmış ki küçük dilinizi yutma şansınız çok yüksek. Sanırım bu kadar ufak bir çocuktan böyle bir performans ne onu seçenler ne de ailesi bekliyordu. Filmi alıp götüren, sizde ufak da olsa bir iz bırakmasını sağlayan en büyük etken kesinlikle Quvenzhané Wallis’in gerçeğe yakın oyunculuğu. (Yoksa oynamıyor muydu? Hepsi gerçek miydi?)

İlk defa kamerayla tanışanlardan biri de baba rolüyle izlediğimiz Dwight Henry. Filmin oyuncu seçmeleri yapılırken karşı sokaktaki fırınını işleten Henry’nin en önemli müşterileri de film ekibindekiler olmuş. Yönetmen Benh Zeitlin, Henry’i farkedip “bir deneyelim bakalım şunu” diyerekten seçimlere davet etmiş ama davetten 2 gün sonra Henry daha büyük bir fırına taşınınca bir anda ortadan kaybolmuş. Ancak 2 ay sonra yerini bulsalar da, Henry işlerin yoğunluğundan rolü kabul etmemiş. Bunun üzerine filmle alakası olan herkes fırının önüne gidip hep bir ağızdan rolü kabul etmesini isteyince Henry yumuşayıp “tamam” demiş.

Böylesine amatör bir kadro ve 1.3 milyon dolar gibi bir bütçeyle hazırlanan Beasts of the Southern Wild, kesinlikle bu yılın en sürpriz filmlerinden. Eğer isterse Hollywood’un da özgün bir filmle çıkıp gelebileceğini kanıtlayan cinsten hem de. 93 dakika gibi kısa bir süreye sahip yapım bir yandan eleştirmesi gereken yerleri eleştiriyor, bir yandan da doğayla olan iletişimimizi sorgulamamız için birer hayvan olan biz insanlara davetiye çıkartıyor.

Her bünyede çok farklı etkiler yapabileceğini düşündüğüm filmi izlemeden önce ilk olarak beklentilerinizi düşürün ve arkanıza güzelce yaslanın. Emin olun bu tarzda bir filmi uzun zamandır görmediniz. O yüzden özgünlüğü başlarda biraz sarsabilir, ancak sizi alıp uzaklara götürme ihtimali de bir hayli yüksek. 9/10


3 Comments

  1. Cumhur diyor ki:

    Bana az da olsa Where the Wild Things Are hissiyatı verdi. O da bir çocuğun gerçeklikten kaçışını anlatan, bunun kadar başarılı bir Spike Jonze filmiydi.

    İnceleme için ellerinize sağlık.

    • SirEvo diyor ki:

      Kesinlikle onun havası var. Ama bu ufaklığın oyunculuğu bir adım önde gibi geldi bana.
      Yorum için teşekkür ediyorum ben de. 🙂

Trackbacks for this post

  1. […] 4. Life of Pi (Ang Lee) 5. Moonrise Kingdom (Wes Anderson) 6. The Master (Paul Thomas Anderson) 7. Beasts of the Southern Wild (Benh Zeitlin) 8. Cloud Atlas (Tom Tykwer, Andy & Lana Wachowski) 9. Les Miserables (Tom […]

Yorum Yapın

Arts Blogs