Dokuz Kraliçe – Nueve reinas (2000)

2010 Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı‘nı kazanan El secreto de sus ojos‘un başrolündeki abimiz Ricardo Darín‘i orada tanıdıktan sonra ne zaman onun yer aldığı bir yapıma denk gelsem kendimi tutamayıp filmi izlemeye başlıyorum. Yine aynı Darin, yine aynı güzellikte bir iş, yine tebrik edilesi bir oyunculuk. 81 ve 83’de iki tane kısa film yönettikten sonra ilk uzun metrajlı filmi olan Nueve reinas‘ın kamera arkasına geçen Fabián Bielinsky, yine Darin’i yanına alarak çektiği 2005 yapımı The Aura‘dan bir yıl sonra bir reklam çekimi için oyuncu bakınırken kalp krizi geçirip 47 yaşında gözlerini yummuş hayata. Arkasında da böylesine muazzam bir yapım bırakmış.

Sıradan bir gün sıradan bir markette dolandırıcılık yapan ama birbirlerinden haberdar olmayan Marcos ve Juan’ın tanışmalarıyla başlıyor macera. Biri dolandırıcılığa yıllarını vermiş, görmüş geçirmiş, yemedği halt, girmediği delik kalmamış bir adam. Diğeri ise yetenekli ama bu yeteneğini kullanmaktan çekinen bir delikanlı. Kendilerince geçerli sebeplerden dolandırıcılıkla uğraşan Marcos ve Juan’ın akıllarındaki tek şey kısa yoldan köşeyi dönmek. Ancak bu o kadar da kolay değil tabi ki.

Nine Queens’i izlemeye başladığınızda o kadar iddialı bir filmle karşılaşmıyorsunuz. Tamam, oyunculuk olarak elimizde süper iki adam var. Rollerinin hakkını vermişler. Ama hani nereye gidebilir, ne olabilir de beni şaşırtabilir düşüncesi hakim kafada. Fakat Bielinsky o kadar güzel bir senaryo yazmış, diyalogları o kadar güzel yedirmiş ki, film izlerken adeta kendinizden geçiyor ve ikilinin başından geçen maceraya siz de ortak oluyorsunuz. Ve filme ısındığınız andan itibaren “bu işin sonu nereye gidiyor” düşüncesi yerleşiyor kafaya. Bu düşünceyle beraber finale kadar gözünüzü ekrandan ayıramıyor, dakikaların nasıl geçtiğini farketmiyorsunuz.

Şöyle belirteyim, eğer “ölmeden önce izlenmesi gereken filmler” diye bir listeniz varsa Dokuz Kraliçe o listenin en güzel köşelerinden birine yerleşmeyi hakediyor. Filmin bitiş düdüğüyle senaryonun güzelliği, muazzamlığı, sürprizliği karşısında öyle bir dumur oldum ki bu zamana kadar izlemediğime üzüldüm dersem yalan olmaz. Ancak bir sefer izlemeyle yetmez, ilk fırsatta tekrar yapılmalı ve çok büyük ihtimalle atladığımız detayları daha iyi seçmeli.

Güney Amerika sineması bir kez daha yanıltmadı. İzlediğim her filminde ön plana çıkan, her role girebilen tipiyle filmlere müthiş bir hava katan Ricardo Darin bir kez daha yüzümüzü güldürdü. Tası tarağı satın, Dokuz Kraliçe’yi bulup izleyin. 9/10


4 Comments

  1. mesut dedi ki:

    hocam sen nerelerdesin yahu?

  2. zahit günay dedi ki:

    Ben Zahit Günay Konya-Ereğli’den yazıyorum.Küçük bir kasabada insanın en büyük eğlencesi film seyretmektir.Buda insanların sıkılmadan seyredeği filmlerden birisidir.Güne sıkıştıracağınız 2-3 filmden bir tanesi bu olabilir.

Yorum Yapın

Arts Blogs