Dizi Tavsiyesi: Utopia

< style="text-align: justify;">Dizi tavsiye bölümünü epeydir ziyaret etmediğimi farkedince son zamanlarda tanıştığım bir diziden bahsedeyim istedim. Malum, son dönemde eli yüzü düzgün dizi bulmak, saatlerinizi harcayacağınız bir diziyle tanışmak çok zor olmaya başladı. Ben de izlediğim dizilerin bir kısmını sırf aynı konuları tekrar tekrar anlatmaya başladılar diye bıraktım. Ama her ne kadar filmler hayatımızın büyük bir kısmını işgal etse de, dizisiz yapamıyor bünyeler işte. Bu sırada da imdadımıza az bölüm sayılarıyla bizi uzun süreler ekran başına mahkum etmeyen İngiliz dizileri yetişiyor. Bunların son halkası da tanıştığım gibi ilk sezonunu bitirdiğim Utopia oldu.

Utopia’nın ilk bölümünü izlediğimde aklımdan geçenleri düşünüyorum da, bu nasıl bir dizi böyle, neydi şimdi bu tarzı ifadeler sarfetmiştim sanırım. Onlarca, belki yüzlerce farklı dizi izlemişimdir bugüne kadar, ama öyle farklı, öyle çarpıcı ve orijinal bir pilot bölümü izlediğimi hatırlamıyorum diyebilirim. Ortada dolaşan 2 tane manyak var. 1 tanesi hadi sıradan bir manyak diyebiliriz, öldürme işiyle ilgileniyor. Her ne kadar çok garip bir öldürme tarzı olsa da, onun için sıradan diyebiliriz. Ama şişmanca bir abimiz var ki, Neil Maskell adındaki aktörün canlandırdığı bu abimiz kadar imkansız bir karakterle tanıştığımda buraya da yazmıştım. Broen‘deki Saga karakteri ne kadar orijinalse, ne kadar sınırları zorluyorsa, Utopia’nın izlenmesi için en önemli sebeplerden biri olarak gösterebileceğim bu ilk başlarda adını bize bahşetmeyen şişman karakteri de öyle sınırları zorluyor. Yürüyüşünden konuşmasına, tipinden sözlerine kadar her şeyi çok çok farklı. Hele bir “Where is Jessica Hyde?” demesi var ki, sizi alıp götürüyor diziden. Utopia’yı izleyip de bu soruyu uzun yıllar unutmayacak bir insan tanımıyorum diyebilirim. Öylesine isteyerek, öylesine zorlayarak soruyor. Öylesine akılda bırakıyor.

Manuscript, manuscript diye ortada dolaşan bir döküman var dizide. Dizinin adı da buradan geliyor. Utopia adındaki bu dökümanın içeriği dizinin ana hikayesi açısından ciddi önem taşıyor. Bu hikaye üzerinden hem önemli bir detayı sorgulatıyor bünyeye hem de bizleri farklı bir işle tanıştırıyor. Aslında türü açısından belki de sıradan gözükebilir dizi. Türünü söylesek izlemek dahi istemeyebilirsiniz ama o sıradan olan türü, sıradan olan konuyu işlerken harika bir iş çıkartmış diziyi yazan Dennis Kelly. O yazarken harika bir iş çıkartırken Marc Munden ve Alex Garcia Lopez ikilisi de yönetirken dizinin neden izlenmesi gerektiğini kanıtlıyor aslında. Ona geçmeden önce kadroya da gözucuyla bakarsak benim Misfits’ten hatırladığım Nathan Stewart-Jarrett‘i görüyoruz hemen. Şişman abimiz Maskell dışında Fiona O’Shaughnessy, Adeel Akhtar, Paul Higgins, Alexandra Roach ve Oliver Woollford gibi isimler de yine 6 bölümde yer alanlardan.

Yönetmenlerine ayrı bir paragraf açmak gerek, çünkü dizinin renkleri konusunda inanılmaz bir farkı var. Daha açılış sahnesinde bile ufaktan kendini hissettiren renkler, dizinin dakikaları ilerledikçe hayran bırakma pozisyonuna geçiyor. En sıradan diyebileceğiniz bir sahnede bile renklerin üzerine o kadar gidilmiş, o kadar yoğunlaştırılmış ki, izlediğiniz kareden aldığınız keyif bir kat daha artıyor böylelikle. Tabii bu herkes için geçerli olacak bir sebep değil, kimine de abartıya kaçılmış gelebilir, saygı duymak lazım. Ancak sadece renkler değil, çekimler de Amerika dizilerinde bulamayacağınız tarzda. Her dakika, her saniye buram buram kalite kokuyor, kalite fışkırıyor ekrandan.

İngiliz dizilerinin genel özellikleri de göze çarpmıyor değil haliyle. Sağlam oyunculuğun yanında, rahatlık da söz konusu. Yani kan ve seks ögeleri sıradan bir diziye oranla daha fazla kullanılmış durumda. O yüzden bu tarz detaylar sizin için ekstra önem taşıyorsa haberdar olmanızda fayda var. Özellikle aile ortamında izlemek sakınca yaratabilir. Özellikle de kan detayı her bölümde ekstrem kullanılmış. Benim açımdan sıkıntı yok, hatta gerçekçi olmasından ötürü hoşuma da gidiyor kanı rahat rahat göstermeleri ama her dizi izleyicisinin beklentisi farklı olduğundan ben uyarımı şimdiden yapayım.

İlk ve son bölümü 1’er saat olarak, kalan bölümler de yaklaşık 50’şer dakikadan yayınlanıp 6 bölümle ilk sezonu bitirdi Utopia. İlk bölümün 15 Ocak 2013’de yayınlandığını düşünürsek, yeni sezon için de 2014 yılını beklememiz gerektiğini söylemek gerçek dışı olmaz herhalde. Skins, Misfits, Black Mirror gibi son döneme damgasını vuran dizilerin kanalı Channel 4 için net bir şey söylemek tabii ki zor. Özellikle Misfits’in kadrosunu ne hale getirdiklerini görünce kendilerinden nefret etmiştim ama dizi dünyasına getirdikleri özgünlük açısından son yılların en önemli kanallarından belki de. Misfits ile ilgili düşüncelerimi çok önceden yazmıştım ama Black Mirror da tıpkı Utopia gibi mutlaka izlenmesi gereken, hatta fırsat olursa üzerine mutlaka yazılması gereken çok değerli dizilerden. O yüzden Channel 4’ü ayrıca tebrik ediyoruz. Umarım yeni sezon için ekstrem kararlar alıp da bizi üzmezler.

Sonuç olarak Utopia, dizi severler için bulunmaz bir nimettir benim gözümde. Son dönemin en güzel işlerinden. 6 bölüm gibi kısa olması dert değil. Luther için aynısını söylemek çok zor tabii, o keşke en az 12-13 bölüm olsa da doya doya izlesek, ama Utopia için 6 bölüm tam kıvamında olmuş gibi. Hatta ben hikayenin sonlanacağını düşünürken müthiş bir sürpriz yaptılar. Yani sürprizleri açısından da takip edilebilecek dizilerden Utopia. Ama öyle güzel replikler, öyle güzel bir görsellik var ki içeride, kalan detaylar devede kulak gibi duruyor izlerken. Yönetmen ve senaristler şova yönelik oynamış diyebilirim. İzlediğinize misli misli değeceğinden emin olabilirsiniz.


22 Comments

  1. irbis diyor ki:

    Abi A Young Doctor’s Notebook izledin mi? 4 bölüm, 20şer dakika. Çok kısa ama gayet hoş.

    • SirEvo diyor ki:

      Yok izlemedim onu ama tarihi dizi mi? Tarihi filmleri bile zor izlerken, dizi izleyebilir miyim sence? 🙂

  2. irbis diyor ki:

    Tarihle pek bir alakası yok dizinin ya. Sadece 1. Dünya Savaşı zamanında geçiyor, bunu bil yeter. Geri kalan her şey karakter üzerinden gidiyor.

  3. hakan diyor ki:

    valla iyi oldu bu dizi tavsiyesi.zaten dexter la heisenberg imiz tatilde.spartacus yetmiyordu tek başına…neil maskell iyidir ya.the football factory,rise of the footsoldier ve son olarak pusher adlı filmde seyretmiştim.hemen indirip başlıyorum.

    • SirEvo diyor ki:

      Hepsini izledim ama hiç dikkat etmemiştim onlar da. En azından bu kadar ön planda değildi galiba. Ön plandaysa da, bu kadar iz bırakacak bir performans kalmamış aklımda.
      Çok farklı bir Neil’la tanışacaksın, garanti veriyorum. İyi seyirler.

  4. hakan diyor ki:

    hakikaten dediğin kadar varmış.ilk 3 bölümü soluksuz seyrettim 🙂 şimdi kaldı 3 bölüm.zor tutuyorum şu anda kendimi 🙂 devam etsemmi yarınamı bıraksam diye.evet bahsettiğim filmlerde başrol oyuncusu olmadığından çok ön planda değildi arada kaynayıp gidiyordu 🙂 ama yinede bu dizi afişini gördüğümde bu adamı biliyorum dedim kendi kendime.valla dizideki tipleme müthiş.ben 720p olarak indirdim 6 bölümü.seninde bahsettiğin renkler konusuna aynen katılıyorum.bayağı bir özen gösterilmiş.o nasıl bir “where is jessica hyde” demektir yarabbi 🙂

    • SirEvo diyor ki:

      Where is Jessica Hyde uzun süreler çıkmaz akıldan ya. Utopia çok çok farklı. Aynı farklılık Black Mirror’da da mevcut. 3’er bölümden 2 sezon. İzlemediysen mutlaka tavsiyedir.

  5. hakan diyor ki:

    hee evet black mirror u bir bölümün sonunda reklam olarak göstermişlerdi.gerilim tarzı sanırım.onuda indiririz elbet 🙂 ne jessica ymış bee 😀

    • SirEvo diyor ki:

      Gerilimi de var ama müthiş bir eleştiri var asıl. Mutlaka gözatın.

  6. Himmet diyor ki:

    İlk Bölümü eşimle birlikte seyrettik, hakikaten tavsiye ettiğiniz kadar var. Çok büyük keyf aldık. Teşekkürler.

    • SirEvo diyor ki:

      Beğenmenize ve geri dönüş yapmanıza sevindim. Keyifli seyirler.

  7. hakan diyor ki:

    utopia yı az önce bitirdim.bende bittim 🙂 dizide çalan ıslıklı müziğin adı nedir?bulamadım bir türlü.

    • SirEvo diyor ki:

      Müzikleri konusunda bilgim yok maalesef. Bulursan bizimle de paylaş hatta, telefon melodisi yaparız. Django çala çala bir hal oldu telefon. 🙂

  8. hakan diyor ki:

    http://speedy.sh/W6t9m/Utopia.mp3 kendi upload ım 🙂 cep telefonu için.

  9. gül_ diyor ki:

    admin game of thrones çok güzel bu diziyide ekleyin lütfen
    filmler ve dizi tavsiyeleri gayet güzel çok hoşuma gitti tşk:)

  10. Rüya diyor ki:

    Utopia harika bir dizi, Black Mirror da öyle fakat daha da harika olan Utopia’nın müzikleri… Cristobal Tapia de Veer yapmış müzikleri. Şu linkte Utopia soundtrack dinleyebilirsiniz: http://grooveshark.com/#!/profile/Cristobal+Tapia+De+Veer/24276158

  11. Deriko diyor ki:

    SirEvo dizi tavsiyelerine ara vermemelisin. Bron/Broen ve Utopia senin tavsiyenle izlediğim ve hayran kaldığım diziler.Diğer tavsiyelerin de listemde =) Bu işte iyisin ve bizi bu güzel tavsiyelerden mahrum bırakmamalısın . Emeğine sağlık. Bu arada Hannibal hakkındaki fikirlerini merak ettim doğrusu?

    • SirEvo diyor ki:

      Öncelikle teşekkürler dostum. İzlediğim dizilerin birkaç kişinin daha ekranına düşmesini sağlıyorsam ne mutlu bana.
      Ancak son birkaç aydır gördüğün gibi pek yazı giremiyorum, ki bunun tek kaynağı ne bir film ne de bir diziye ayıracak fazlaca vaktimin olmaması. İzleyemeyince yazamıyorum sonuç olarak. Umarım yakın zamanda biraz rahatlarım da tavsiyelerle geri dönerim.

      Hannibal’ın ilk sezonunu çok beğenerek izlemiştim ama 2. sezon 2. bölümden sonra sıkılıp kapattım. Ondan sonra da izlemeye fırsatım olmadı. Gerçekten çoğu yönden kaliteli bir dizi ama ayıracak vakit azalınca eleme yapmak gerekiyor.

      Son dönem dizilerinden de The Strain’e sardım biraz. Bu dizi de çoğu yönden yetersiz olmasına karşın bir şekilde izletiyor kendini. Biraz maceraya ihtiyaç var galiba monoton hayatta, o yüzden. 🙂

Yorum Yapın

Arts Blogs