En Sıradışı Film: Çocukluk – Boyhood (2014)

Oscar adayları açıklandıktan sonra her ne kadar töreni izleyemeyecek olsam da görücüye çıkanları törene kadar yetiştireyim de, ödüller dağıtıldıktan sonra ahkam kesmeye yüzüm olsun istedim, şu kazanmalı bu nasıl kazanmaz geyiği bile keyifli oluyor diye düşündüm ve hemen akabinde de önüme 2014’ün üzerine en çok yorum yapılan filmlerinden bir tanesi geldi; Boyhood.

Şimdi neresinde başlayayım bilemiyorum. Spoiler verilecek bir tarafı da yok aslında ama izlemediyseniz son paragrafa atlayabilirsiniz. O ince detayı öğrenmediyseniz çok daha keyif alabilirsiniz filmden o yüzden diyorum. Ama şöyle bir şey var, 12 senelik bir prodüksiyon benim şimdiye kadar hiç denk gelmediğim bir güzellikti ve filmi izlerken tarihe tanıklık ediyormuş gibi hissettim. Yönetmen Richard Linklater, “büyüme sürecindeki bir oğlanın ilkokuldan üniversiteye kadar uzanan hayatını, bu sıradaki aile-çocuk ilişkisini anlatmayı çok bekledim ama çocuklar o kadar çabuk değişiyorlar ki anlatmak istediğimi yansıtmam imkansızdı” demiş 2002’de verdiği bir röportajda, ardından da böylesine uzun sürecek bir projeye başlamış.

Ülkemizde Çocukluk adıyla vizyona giren Boyhood, dul bir anne ve iki çocuğuyla başlıyor hikayesini anlatmaya; Mason ve Samantha. Yönetmen Linklater’ın kızı Lorelei Linklater‘ın canlandırdığı Samantha ile filmin baş kahramanı, bütün gelişim evresini bizzat yerinde takip ettiğimiz Ellar Coltrane bu 2 saat 45 dakikalık belgesel tadındaki durum anlatısında tabir-i caizse elimizde büyüyorlar. Baba olarak gördüğümüz Ethan Hawke ve Annemiz Patricia Arquette ise filmdeki performanslarıyla Akademi tarafından Oscar’a aday gösterilmiş olsalar da özellikle kalburüstü performansıyla Patricia Arquette daha şimdiden 15’den fazla ödülün sahibi olmuş ama diğer adayları izlemediğim için şimdilik Oscar için kendisi adına yorum yapmaktan kaçınalım.

Çekimleri başladığında 7 yaşında olan bir çocuk, yani play tuşuna bastığınızda size 7 yaşındayken merhaba diyen bir ufaklık film bittiğinde üniversite çağına geliyor. Bu şimdiye kadar tatmadığım bir deneyimdi benim. Ve “amaaan sırf bu yüzden bu kadar adaylık alır mı” demek cidden çok içi boş duruyor. Kadrodaki en az 4 oyuncuyu ekranda sürekli izliyorsunuz ve bu insanlar kendi hayatlarını sürdürürlerken yılın belirli aralıklarında gelip bu film için kamera karşısına geçiyorlar. Bu süre zarfında onların kendi hayatlarındaki gelişmeler, kamera arkasındaki ekibin kaleme alacağı hikayedeki gelişmeler, teknolojinin her dakika eskimesi ve anlatılacak o kadar çok şey olması Richard Linklater’ın önüne geçememiş. 4000 (4 bin) günden fazla bir zaman dilimi içerisinde sadece 45 gün süren çekimlerle ortaya seyir zevki bu kadar yüksek, günümüz aile ilişkilerine bu kadar yakından ve objektif bakan, bunları yaparken de uzun süresine rağmen seyircisini (genel kitleyi demiyorum, hitap ettiklerini diyorum) sıkmak yerine ilerledikçe kendisine bağlayabilen bir iş çıkmış.

Benim için her filmin kendine has bir dengesi vardır. İzlerken bu dengeleri esas alırım ve bana verdiklerini bu denge üzerinden hesaplarım. Ve açıkça söyleyeyim durum anlatan, sadece insan ilişkilerine yoğunlaşan filmlere de bir türlü ısınabilmiş değilim çünkü Türkiye’de yaşıyorum, insan ilişkilerinin en tavan yaptığı memlekette… Ancak Boyhood benim gibi durum filmlerine uzak bir adamı bile bu kendine has sihriyle içine çekti ve bırakmadı. Hatta bu yıl büyük sükse yapan ve benim de ayılıp bayılarak izlediğim Interstellar’ın yönetmeni Christopher Nolan‘ı da etkilemiş olacak ki o da yılın en iyi filmi olarak Boyhood’u göstermiş.

Zevkler kişiden kişiye göre değişir. Her zaman söylerim. Ve her zaman da beğendiğimi tavsiye eder, beğenmediğimden de uzak dururum. Sonuçta burada yazarak sinema sektöründen kimsenin cebine para girmesini sağlamıyorum. Ama ben Boyhood filmine tam puan verdim. Belki müziklerine biraz daha yoğunlaşabilirlermiş ama o da nazar boncuğu olsun. Çoğu kimsenin eleştirdiği, hatta vakit kaybı diye nitelendirdiği ve “içi boş” olarak öne sürdüğü bir hikaye sanırım bundan daha özgün bir sunumla aktarılamazdı beyaz perdeye. Ki 134 ödül ve 115 adaylığı bulunan, Akademi tarafından da 6 Oscar adaylığına layık görülen bir filmden bahsediyoruz. Sizi temin ederim ki benim son yıllarda bu türde izlediğim ve etkilendiğim nadir filmlerden biridir Boyhood. Her bünyede aynı etkiyi yaratması imkansız olsa da bence tarihe tanıklık etme fırsatını kaçırmayın.

Not: Oscar adaylarının büyük bir kısmını izlemedim ama En İyi Yönetmen dalında rakipsiz Boyhood. Eğer alamazsa Akademi kapatıp gitsin dükkanı.

İnce not: Bu arada That’s What I’m Talking About diye bir film geliyor bu sene. Richard Linklater, bir nevi Boyhood’un devamı niteliğinde olduğunu söylemiş bir röportajda. Kenara yazın dursun.


One Comment

  1. emre göçer diyor ki:

    film hakkında çok yorum var yoğun olarak 12 senede çekilmiş olmasa sıradan bir film diye. zaten filmin 12 sende çekilmiş olmasının amacı da tam olarak bu. tavsiye için teşekkürler, yıllara tanıklık etmek , annenin çocuk üniversiteye gitmeden önceki sözleri, benim gibi orta yaş bireyler için büyüleyici. iyi seyirler..

Yorum Yapın

Arts Blogs