Biz de Gol Atabiliyormuşuz… 4-1

Maçtan önce 11’i görünce acayip şaşırdım. Tıpkı çoğu Beşiktaşlı gibi…
Neden? Sezon başından beri her maça bambaşka 11’lerle çıkan takım, ilk defa önceki maçın kadrosunu korumuştu. Antalya maçındaki 11 ve diziliş tıpkısının aynısıydı bu akşam. Bunun sebebi Tayfur’un takımın başında sahaya çıkması mı, Denizli’nin tercihi mi bilemiyorum ama galiba bu birazcık işe yaradı…

Kadro aynıydı. Futbolun da aynı olduğu gibi. Ne diyorsun yav, 4 gol attık işte diyebilirsiniz ama ilk gole kadar kim kanser olmadı? 30 dakika boyunca defansta dolaştırılan top ileriye dolduruluyordu anlamsızca. Sebebi de çok barizdi. Gençler de aynı Beşiktaş gibi kapalı kutuydu sahada. Berabere kalmaya geldikleri zaten “saatlerce” yatmalarından belliydi ama Beşiktaş’ın kapalı takımlara karşı basiretsizliğinin bağlanması da dünden belli olan diğer unsurdu.
Neyse ki pas yapalım diye direten 1-2 adam sahneye çıktı da en ufak pas organizasyonunda hemen tehlike yaratıldı ve top kornere kadar uzandı. Hemen ardından 32. dakikada, kahvedeki amcamın hiç sevmediği Sivok, süper paslaşmanın ardından müthiş bir bilek hareketiyle topu köşeye bıraktı. Forvet hattımızda bu kadar tırank diye yollayabilecek adam bulamıyorken Sivok gibi bir adamın gol yapması çok iyi oldu tabii.

Ardından Gençler bir anda açılmaya başladı. Yapacakları da bir şey yoktu zaten. Gol atmak isteyen takım ne yapacak, atak yapacak. Geldikleri zaman tehlikeli olmaya çalışsalar da, gole kadar uyuyan Beşiktaş’ı golden sonra uyandırdılar. Artık Beşiktaş, top yapan, kendini bulmaya çalışan takım kimliğine büründü. Ama baltacı Mehmet Paşa gibi eline aldığı baltalarla takımı katleden bir adam yüzünden saman alevini geçemedi ataklar. Kim bu? Tello’nun ta kendisi. Sanırım geldiği günden beri en kötü maçını çıkardı Tello. Ben bu kadar top kaptıran, hata yapan, etkisiz bir Tello izlememiştim. Resmen beni çıkar hocam diye bas bas bağırdı. Ama kumandayı tutan Denizli sabredince, onu oyunda tutmaya devam edince de ikinci yarıya zaten tutuk başlayan takım, sakatlık sonucu ilk yarının sonunda oyuna giren içine Messi kaçmış Hurşut’un yerden giden güdümlü füzesine mani olamadı ve bir anda “yoksa” kurdu düşürdü taraftarın içine.

Skor 1-1’e gelince, sahneye Denizli çıktı bu sefer. Ümüğü sıkılası Tello’yla, zaten geldiği günden bu yana hiçbir katkısı olmayan Nihat’ı saha kenarına alıp, ben dahil herkesin “öldü” gözüyle baktığı Yusuf’u ve sakatlıktan çıktıktan sonra kendini bulmaya çalışan, eski günlerine dönmeye çalışan Holosko’yu sürdü sahaya. Ne olduysa da o aralarda oldu zaten. Rüştü’nün 90’a giden topu çelmesi, bir manada Beşiktaş’ı gaza getirdi. Oyuna yavaş yavaş ağırlığını koyan takım, yine ufak bir pas organizasyonu yaptı ve Holosko’nun verdiği ince pasla ceza sahası içinde topla buluşan tek ve en iyi golcümüz Bobo kendinden bekleneni yapıp topu ağlara yuvarladı zor ötesi pozisyonda. Ardından Yusuf’tu sahnedeki isim. Önce Holosko’ya al da at dedi, ardından Tabata’ya verdiği pas Tabata’nın müthiş vuruşuyla Gençler’in ipini çeken son gol oldu.

İlk yarı olmasa da, ikinci yarıda izlediğim Beşiktaş beni acayip tatmin etti. Özlemişim böyle bol skorlu ve pozisyonlu bir maçı. Ama hakkını vermem gereken tek bir adam var belki de bu akşam. Şimdi özetleri tekrardan izliyorum da, attığımız 3 golde de Tabata‘nın öyle veya böyle katkısı var. 1’ini şahane attı zaten uzak köşeye, diğerlerinin de pas alışverişlerinde etkin rol oynadı. Bunların dışında, geliştirilen ataklarda da onu görüyoruz. Top kaptırmıyor mu? Kaptırıyor evet. Fizik olarak “hâlâ” hazır değil veya hiç hazır olmayacak ama o kadar para verdikten sonra “klübüne”, insan gerçekten bekliyor. Geçen hafta 1, bu hafta 2. 2 haftadır gayet istenilen seviyede oynamaya gayret ediyor. En başlarda acayip kızdım, şu anda da pek değişmiş değil düşüncelerim ama şu futbolunu devam ettirsin. Aktif rol alsın ataklarda, ne bileyim asist yapsın gol atsın falan. Ama sağdan alıp sola verme olayına girmesin bir zahmet…
Bunların dışında, bu akşamki protesto olayı var. 20.15’te stadı terk etme protestosu. Kahvedeki sorun nedeniyle maçı azıcık sesle izlediğimizden ve kameraların bu tarz olaylara hiç dönmemesinden, ne oldu ne bitti farkedemedim. Onlar dışında, seyircinin desteği iyiydi bugün. Takım aleyhine değil, lehine tezahüratlar yapıldı maç boyu. Kartal gol gol gol’ü bile özlemişim gerçekten. Biz de tüpçüden nefret ediyoruz tüm Beşiktaşlılar gibi ama yok işte, kongredekiler bir şekilde tekrardan seçiyor. Bizim elimizde olan bir şey yok…

Mustafa hoca ilk defa takımın başında sahaya çıkmadı ve Beşiktaş ilk defa 4 gol birden atabildi aynı maçta. Bu bir tesadüf mü, takımın hocasına armağanı mı, takımın “yeni başkanına” armağanı mı, belirli oyuncuların birazcık da olsa yükselme eğilimi gösteren performansları mı kestiremesem de çok önemli 2 unsur vardı takım açısından. Birincisi Holosko. Sonradan girip 1 gol attı ve 1 asist yaptı. Sakatlıktan yeni çıkan bir adam için, son haftalarda bulduğu formayı doğru düzgün değerlendiremeyen bir adam için çok büyük önem teşkil etti bu. Bundan sonra ufak ufak eski performansına dönsün artık. Fener’e attığı o muazzam gollerden bekliyoruz, o topla yaptığı dribblinglerden bekliyoruz.
Diğeri de, az önce de söylediğim gibi Tabata. Attığı güzel paslar ve sezon başından beri en katkılı olduğu performansını bir de golle süslemesi hem kendisi için hem de takıma bundan sonra katacakları için önemliydi.

Sonuç olarak (bir yere de bağlayalım artık) sezon başından beri 5 maçta 4 puan topladığımız Cuma gününde bol gollü bir galibiyet almak çok güzel bir moral oldu takıma, taraftara, yönetime. Tayfur hocanın 3 sene sonra takımın başında sahada olması da hoş bir enstantaneydi. Aslında 1 hafta daha onun önderliğinde sahaya çıksalar kimbilir neler olacak ama Denizli müsaade etmez kanımca. Uzatmayalım. İkinci yarıya 6 puanla başladık. Yarıştaki forsumuzu ön plana çıkarmamız için bu puanlar katlanarak devam etmeli.


Yorum Yapın

Arts Blogs