Belgesel Tavsiyesi: Exit Through the Gift Shop (2010)

Japonların yunuslara yaptığı katliamı, işkenceyi inanılmaz şekilde kurgulayıp bizlere sunan Louie Psihoyos‘un The Cove adlı belgeselini izledikten sonra “izlediğim hiçbir belgesel beni bir daha bu kadar etkilemez” demiştim kendi kendime. Hem izlediğim görüntüler hem de belgeselden çok aksiyon filmi havasında yaşanan olayların yine aksiyonvari bir şekilde ekrana aktarıldığını gördükten sonra bol bol belgesel izleme isteği içimde uyanmış ama birkaç girişimden sonra dizi ve filmlere geri dönüş yapmak zorunda kalmıştım aradığımı bulamayınca.

Bu sırada nasıl akıl edebildiysem her izleyenin çok beğenip tavsiye ettiği Exit Through the Gift Shop ile tanıştırdım kendimi. İsmini sürekli görmeme rağmen zerre bilgim yoktu kendisi hakkında. Konu okumak ve fragman izlemek gibi kötü(!) âdetlerim de olmadığından, bu garip isimli belgeseli “ne kadar iyi olabilir ki” diyerek erteleye erteleye bir kaldım ama büyük yanlış yaptığımı hem izlerken hem de izleme işlemini bitirdiğimde anladım. Meğersem müthiş bir cevher, tekrar tekrar izlenesi bir yapıt varmış ortada.

Belgeselin arkasında Banksy adında bir vatandaş var. Ki kendisini bu 1,5 saatlik filmi izleyene kadar tanımıyordum. Türkiye’de de öyle aman aman tanındığını sanmıyorum ya neyse (aramuzda mutlaka tanıyanlar, çok sevenler vardır, söz meclisten dışarı). Bu arkadaş İngiliz. Bizim genelde küfürlerle dolu olan duvarlarımızda Banksy sanatını icra ediyor. İnanılmaz çizimleri, akıl dolu göndermeleri ve yok artık dedirtecek fikirleri var duvarlarda. Şöyle bir google görselde Banksy yazıp taratın, ne demek istediğimi çok net anlayacaksınız.

Ama bu graffiti olayı tamamen illegal. Yakalandığınızda karga tulumba içeri atıyorlar. O yüzden Banksy kimliğini bugüne kadar gizlemiş. Bu belgeselde de gizlemeye devam ediyor hatta. Yüzünü kesinlikle görmüyoruz. Zaten olay yüzünde değil, parmaklarında.

Neyse, belgeselimiz Banksy vasıtasıyla bir adamın hikayesini anlatıyor. Thierry Guetta, kendini bildi bileli elinde kamerayla dolaşan bir adam. Çocuklarıyla eğlenirken, kahvaltı yaparken, araba kullanırken hatta çişini bile yaparken elinde kamerası var. Her anı, her saniyeyi kaydediyor. Ve bir gün bu graffiti sanatçılarıyla yolu kesişiyor. Ama ne kesişme. Onların attığı her adımı, yaptıkları her çizimi takip edip kayda alıyor. Yanlarından hiç ayrılmıyor, ailesine ayırdığı vakitleri azaltıyor, yeri geldiğinde ayak işlerini yapıyor, şoförlüklerini üstleniyor.

Tabii ki hikaye Fransız göçmeni Thierry Guetta’nın sadece bu ayak işlerini değil bambaşka bir olayı anlatıyor. Ama anlatırken sizi öyle bir içine çekiyor ki, hiç tanımadığınız o dünyayı öyle bir aktarıyor ki, elinize bir sprey alıp çatılara, levhalara tırmanmak istiyorsunuz.

Belgesel hakkında daha fazla yazıp keyif kaçırmak istemiyorum. Benim tavsiyeme güveniyorsanız mutlaka gözatın, mutlaka bir yerlerden edinip izleyin. Spreye, graffiteye, Banksy’e, sokak sanatçılarına ilginiz olsun veya olmasın, onları sevin veya nefret edin farketmez. Oscar adaylı Exit Through the Gift Shop (Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkanından) hem son zamanlarda izleyip de etkilendiğim nadir filmlerden hem de herkese tavsiye edeceğim nadir belgesellerden olup çıktı. 10/10


5 Comments

  1. can (futbolmuhalifi) diyor ki:

    >grafiti yerine stencil desek daha iyi olur hocam. banksy'nin çalışmaları delidir:)

  2. SirEvo diyor ki:

    >stencil kelimesini ilk defa duydum. 🙂

  3. Elif Ayvaz diyor ki:

    >banksy'yi çok çok önceleri duymuştum. Çalışmalarını incelemiştim. Bunu da not aldım bakalım. İyi şeyler öneriyorsun. Kuşadası'nda boş kalmayacağım, ne güzel. Bu gidişle sen askerden dönünceye kadar ben bunları anca bitiririm. :))

  4. csyasoo diyor ki:

    >Dostum Balıkesir çıktı bana acemi usta. sana Çanakkale gelmiş. Sağ sağlim gidip döneriz inşallah. Hadi hayırlı tezkereler 🙂

  5. SirEvo diyor ki:

    >Süper abi hadi geçmiş olsun. :)) Hayırlı teskereler ikimize de :))

Yorum Yapın

Arts Blogs