Bela – Borgman (2013)

Avrupa sineması ara ara üzse de çok büyük bir oranla sevindirmeyi biliyor. Özellikle Kuzey tarafından çok iyi yapımlara denk gelsem de ne zaman bir Avrupa filmi izlesem kendini farklı hissetirmeyi başarıyor. Gerçi en az bir iki kişinin önerisiyle alıyorum listeme filmleri ama ne olursa olsun o kadar çok film izledikten sonra bile bu kadar orijinal filmlerle karşılaşınca bir kez daha hayran kalıyorum o yörenin sinema insanlarına.

Ülkemizde !f İstanbul’da Bela adıyla gösterilen Borgman için bir şeyler yazsam mı yazmasam mı diye arada kaldım aslında. Çünkü filmin vermek istediğini, alt metinlerini tek başıma çözemedim. Alex van Warmerdam ismiyle daha önceden tanışmadığım için kendisiyle ilgili hiçbir bilgim yoktu ama okuduğum yorumlardan sonra önceki filmlerinin de tıpkı Borgman gibi “çözümlemesi zor” olduğunu anladım.

Jan Bijvoet, Hadewych Minis ve Jeroen Perceval‘ın başrollerini üstlendiği film; yer altında yaşayan birkaç adamla başlıyor. Camiel Borgman ve arkadaşları önce birkaç tane adamdan kaçıyorlar, sonra da Camiel’in tek başına yaşadıklarına misafir oluyoruz. Rastgele seçtiği bir eve gidip garip bir istekte bulunuyor, alması gereken cevabı alıp ortadan kayboluyor. Hikaye ise bundan sonra başlıyor.

Alex van Warmerdam’in yazıp yönettiği bu enteresan film “neden” sorusuyla başlıyor. Neden sorusu, etiketindeki gerilimi de arkasına alıp seyirciyi bir gizem yumağının içine oturtuyor. Bütün film boyunca neden diye soruyoruz. Bu adamın bu aileyle işi ne? Bu kadın neden bu kadar rahat? Ya da az önce öyle davranan kadın şimdi neden öyle davranıyor? Neden bu kadar umursamazlar? O hayvanların olayı ne? Çocuklar neden bu kadar cool? Neden neden neden diyerek gizem her saniye tırmanıyor ve filmin 2 saate yakın süresini eritip bitiriyor.

Avrupalıların soğuk olduğunu görmüşüzdür hep filmlerde. Birbirlerini takmayan, yaşamlarına karışmayan tiplemeleriyle sürekli karşılaşmışızdır ama o kadar garip bir aileyle tanıştırıyor ki bizi Warmerdam, bu kadar da olamaz diyorsunuz her saniye.

Marina karakterini canlandıran Hadewych Minis başta olmak üzere oyunculukların kusursuz olduğu film son dönemde izlediğim en ama en orijinal işlerden. Bitirdikten sonra “ne oldu şimdi?” dedim, fakat 113 dakika boyunca da gözümü ekrandan alamadım. Yani bir yandan filmin anlatmak istediğiyle alakalı bir sıkıntım var, diğer taraftan da eğer bir şey anlamadıysam nasıl bu kadar keyif aldım diye kendime soruyorum.

İzlemeli mi? Bilmiyorum. Tekrar izler miyim? Onu da bilmiyorum. Ama birisine bu farklı deneyimi yaşatmak için izletebilirim. Sırf onun film sırasındaki tepkilerini görmek bile filmden biraz daha tad almamı sağlayabilir. Fakat insanın kafasına o kadar çok soru işareti sokuyor ki, hepsini cevapsız bırakıp gitmesi film hakkında yazılacakları da bir nevi havada bırakıyor. Siz de benim gibi soru işaretleriyle bitirdiyseniz Radikal blog’da detaylı bir inceleme yazmış Tümer Topal. Filmi biraz olsun şekle sokuyor diyebilirim. Ama izlemeden önce beklentinizi ne kadar düşürürseniz Hollanda’nın Oscar aday adayından alabilecekleriniz de o kadar artacaktır. İyi seyirler.


One Comment

  1. ali diyor ki:

    mükemmel bir film

Yorum Yapın

Arts Blogs