Barcelona’daki İspanyol Pansiyonu müthiş!

Audrey’in (nam-i diğer Amelie) filmlerine bulaşınca başka bir şeyler izlemek istemiyor insan. Amelie’nin üzerimizde bıraktığı etkiyi tekrar söylemeye gerek yok. Herkes gibi ben de izlediğimde “bu ne ya, nasıl atladım ben bunu?” dedim 2001 çıkışlı film için. Cidden de baştan sonra sizi içine çeken bir yapısı vardı. Ondan sonra bir daha Audrey filmi izlememiştim ki, karşıma Hors de Prix / Zengin Avcısı çıktı, haliyle içimdeki Audrey ateşi tekrardan alevlendi. Aslında direk olarak sevgi hatunun kendisine değil de oynadığı filmeydi belki de. Tıpkı Amelie gibi baştan sona keyifle izlenen, Audrey’in bulunduğu hiç sıkmayan bir filmle daha karşılaşınca, tamam dedim yavaş yavaş bu türe ısınıyorum. Onu izledikten sonra da Audrey’in son yıllarda bulunduğu Drama/Romance/Comedy üçlüsünden herhangi birini kapağına yapıştırmış 6 ve üstü not almış her filmini didik didik aradım internette. HD sunumdan aşağısı kesmediğinden, bulmak epey zor oldu tabii. Ama ne yapıp edip şu aşağıdakilerin adam gibi sunumlarını bulmayı başardım;


L’auberge espagnole (2002)

Un long dimanche de fiançailles (2004)

Les poupées russes (2005)

Ensemble, c’est tout (2007)

Filmleri bulduktan sonra tabii ki sıra izlemeye geldi ama ortaya da “kıyamama” durumu çıktı. Gözümden sakındığım filmleri izleyip de hemen o zevki bir kenara atmak istemedim. O yüzden şimdilik sindire sindire gidiyoruz. En başa 2002 yapımı İspanyol Pansiyonu / L’auberge espagnole‘u aldım.

Audrey Tautou başrolde diye, ismi IMDb’de en üstlerde diye bizi kandıran fimle yaptım açılışı. Yönetmen koltuğunda, filmin devamı niteliğindeki Les poupées russes’ın da yönetmeni olan Cédric Klapisch oturuyor. Kendisi aynı zamanda hem bu iki filmin hem de bugüne kadar çektiği filmlerin yazarı. Hatta credits’e yansımasa da, cameo da yapmış çaktırmadan. Her filminde bir yerlerden fırlamış. Kamera arkasındaki tek adamı geçtikten sonra başrole geçmek istiyorum ama karşıma dev bir kadro çıkıyor. Devden kastım, öyle tanınmış Hollywood oyuncuları değil, dev bir oyuncu kadrosu. Ana karakter Xavier‘i canlandıran Romain Duris‘in gözünden aktarılsa da olaylar, hep o ön planda olsa da, yanındaki kadro gerçekten oyunculuk açısından doyurucu. Farklı farklı milletlerden insanları canlandıran sürüyle oyuncu var. İtalyanı, Almanı, Danimarkalısı, İngilizi, elinizi sallasanız İspanyolu ve tabii ki Fransızı.
Farklı milletler, farklı tipler, farklı kültürler. Hepsinin buluştuğu yer ise, Barcelona’daki ERASMUS öğrencilerinin gerçekte de kaldığı İspanyol Pansiyonu olarak geçen daire. Şöyle bir aklınıza getirin bu milletten insanlarla aynı evde kaldığınızı, İspanya’daki Barcelona Üniversitesi’nde dersler aldığınızı.

Film, Xavier adındaki Fransız gencin Erasmus bursu kazanıp İspanya’ya yol almasını konu alıyor. Hiç bilmediği bir ülke, hiç gitmediği yerler, dilini bilmediği insanlar, tadını bilmediği yemekler… Peki burada bir Erasmus öğrencisi nasıl yaşar? Tabii ki İspanyol Pansiyonu’na giderek veya onu hayata geçirerek. 25 dakikasını işte bu 2 satırla özetleyebilirim. Geriye kalan 1.5 saatlik zaman da sizin izlemeniz için beklemekte.

Audrey’in olmamasından bahsettim. Evet, hevesinizi kırmak istemem ama eğer bu filmi hâlâ izlemediyseniz bilin ki Audrey falan yok burada (Aslında hem var hem yok, çok az görüyoruz kendisini önemli bir karakter olsa da). Size ekmek çıkmaz kardeşim. Ama Audrey’in isminin geçtiği yerden kötü bir film çıkar mı? İşte buna cevabım hayır.
Üniversite gençliğine süper bir bakış atan, İspanya’da güzel saatler geçirmenizi sağlayacak, yüzünüzden gülümsemenin eksik olmadığı bir film izlemek isterseniz buyrun film karşınızda. Konusuyla, oyuncuları ve oyunculuklarıyla, çekimleriyle, senaryosuyla Zengin Avcısı’ndan sonra tadı damağımda kalan bir film daha. Aynı onun gibi bunun için de kesemin ağzını açıp 9’u yapıştırıyorum IMDb’de.
İşte İspanyol Pansiyonu böyle bir film. Ben izledim ve beğendim. Pazar gününüzün 2 saatini ayırmayı düşünüyorsanız hiç çekinmeyin. İyi pazarlar!


7 Comments

  1. Kasux dedi ki:

    >bu filmi 2,3 sene önce izlemiştim o günden beri barcelonaya aşığım tabi Xavier'e de:)

  2. pariseda dedi ki:

    >Sinemada izlemiş ve o ortama çok özenmiştim.Farkli kültürlerin bir arada olması..Filmin devamı da var "RUS BEBEKLER" cnbc-e izledim.

  3. SirEvo dedi ki:

    >"Yönetmen koltuğunda, filmin devamı niteliğindeki Les poupées russes'ın da yönetmeni olan Cédric Klapisch oturuyor"

    Evet, belirtmiştim, yorum için teşekkürler pariseda. 🙂

    Kasuxcum, neyine aşıksın Xavier'in yahu. 😀

  4. Kısaca Fd dedi ki:

    >bu liste iyi oldu..zaten zangin avcısını sende görmüştüm.Şimdi pc m de daha izlemedim.aynen senin gibi düşünüyorum.sakin kafayla izlemem lazım 🙂

  5. Orcn dedi ki:

    >Tesadüfen burayı okumasam L'auberge Espagnole filminin devamı olan başka bir film olduğundan haberim olmayacaktı. Merak ettim neler yapmış Erasmus'tan sonra Xavier. Hemen indirip izleyelim.

  6. SirEvo dedi ki:

    >İlkindeki tat yok ama yine de izlenmeli. 🙂

  7. Anonymous dedi ki:

    >dostum sn harikasın 😉 bnde bu filmi arıyodum.emeğine sağlık..

Yorum Yapın

Arts Blogs