Açlık Oyunları – The Hunger Games (2012)

Orijinal fikirler bulmakta zorlanan, kendine has senaryolarla seyircinin karşısına bir türlü çıkmayı beceremeyen Hollywood, yine bir uyarlamaya ev sahipliği yaptı. Hem de tüm dünyada deliler gibi satan, bir okuyanın 10 arkadaşına birden önerdiği bir kitap üçlemesinin ilk halkasına. Açlık Oyunları kitabı, Açlık Oyunları serisinin ilk kitabıydı ve sinemaya uyarlanmaya başlandığı günden vizyona gireceği güne kadar sürekli gündemde kalmayı başararak yapımcıların istediği tek şeyi elde etmeyi başardı; gişe.

Suzanne Collins‘in yazdığı Açlık Oyunları kitabı 2008 yılında yayınlandı ve 38 farklı ülkede 26 farklı dile çevrilerek satılacak seviyeye geldi. Seriyi Eylül 2009’da yayınlanan Ateşi Yakalamak ve Eylül 2010’da yayınlanan Alaycı Kuş takip ediyor. Billy Ray ile Gary Ross‘un senaryo uyarlamasını yaptığı The Hunger Games‘in yönetmenliğini ise yine Gary Ross yaptı. Açlık Oyunları, Gary Ross’un, Pleasantville ve Seabiscuit‘den sonra yönettiği 3. film olarak göze çarpıyor.

Jennifer Lawrence, Stanley Tucci, Wes Bentley, Josh Hutcherson, Elizabeth Banks, Woody Harrelson ve Donald Sutherland gibi hasbelkader iyi bir oyuncu kadrosuna sahip aksiyonumsu bilim-kurgu filmimiz, savaşlar sonrası bambaşka bir hale gelmiş dünyada geçiyor. Her yıl düzenlenen Açlık Oyunları’ndaki tema tam anlamıyla “öldür ya da öl” iken, her mıntıkadan rasgele seçilen karakterler belli bir bölgeye bırakılıyor ve hayatta kalmaları isteniyor.

Hikayeyi daha fazla kurcalamak istemiyorum, zira kendim okuyor olsam bu bile fazla diyebilirim. Öldür ya da öl konusunu en son hatırladığım 2007 yapımı The Condemned işliyordu. Bol klişesiyle sıradanlığı aşamamıştı belki ama aksiyonuyla falan beklediğinizi alıyordunuz. Açlık Oyunları’nda olaya farklı detaylar katıp hikayeyi biraz daha orijinalleştirmişler. Collins’de nasıl bir hayalgücü varsa karakterleri ve tiplemeleriyle ilginç bir dünya yaratmış. Tabii kitabı okumadığım için filmin ne kadarı kitapla örtüşüyor bilemiyorum ama ekranda gördüğüm kadarıyla o sıradan hikayenin bir tık üstüne çıkmayı başarmış. (Ki okuduğum kadarıyla, senaryo uyarlamasına ciddi katkı sağlamış Collins)

Film vizyona girdikten sonra gelen ilk yorumlar çok enteresandı. Bazıları yerden yere vuruyor bazıları da göklere çıkartıyordu. Benim gördüğüm kadarıyla ne öyle aman aman bir efsane var karşımızda ne de kötülendiği kadar yüzüne bakılmayacak bir yapım. Oyunculuk olarak belki Jennifer Lawrence dışında belirli bir seviyeyi aşamamış ama 146 dakika gibi uzun süresine rağmen -özellikle ikinci yarıda gelen atraksiyonlarla- seyirciyi oflayıp putlatmıyor.

Jennifer Lawrence demişken, filmi alıp götürmüş tek başına. Her karesinde var, dolu dolu bir Lawrence izliyoruz resmen. Nasıl başladığına, nasıl değiştiğine tanıklık ediyoruz ve rolünün hakkını fazlasıyla vermiş diyebilirim. Filmin önüne geçecek kadar hatta.

İlk 3 günde 155 milyon dolar (yurt dışını da eklersek toplamda 214 milyon dolar) gibi bir hasılat yapıp Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 2 ile Kara Şövalye‘den sonra en iyi 3. açılışı yapmış bir film Açlık Oyunları. Bunun en büyük sebebi de kitaptan doğan inanılmaz beklenti ve Holivudun pazarlama olayını çok iyi yapması kanımca. Çünkü film bu kadar büyük hasılatları hakettiğini (en azından bu kadar ses getirmeyi) hiçbir noktasında göstermedi bana. Belki kitabı okumadığım için diyeceğim ama sonuçta bu her ne kadar bir uyarlama olsa da başlı başına bir film. Ve bu şekilde değerlendiriyorum ben. Tabii, bu hasılatı haketme kriterleri nedir o da ayrıca tartışılır. Buna daha çok, bu kadar ses getirecek bir film olmamış dersek ortak paydada buluşuruz, herkesin gönlü olur.

En nihayetinde bir tutam Truman Show, bir tutam Survivor havasının hakim olduğu Açlık Oyunları, şu sıralar sinemada izlenecek filmler arasında. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Verdiğiniz paranın hakkını gayet verir, ama kesinlikle büyük beklentilerle gitmeyin o salona. Beklentiyi ne kadar arttırırsanız, hüsran da o boyutta oluyor çünkü. Gidin, farklı bir dünya, farklı bir değer olgusunun hakim olduğu hikayesiyle Açlık Oyunları’nı izleyin derim. 7,5/10


2 Comments

  1. Fertility Hollis dedi ki:

    >Öncelikle kitaplarını okumuş biri olarak okumanı tavsiye ederim 😀

    Şahsi fikrime gelecek olursak, kitabı izlememiş olsaydım filmde yeterince akıcılık olmadığını düşünürdüm sanırım. Olayların bir kısmı bölük pörçük olmuş gibi geldi.

    Bunun dışında karakter seçimini harika buldum. Bütün oyuncular kitabı okurken canlandırdığım gibiydi. 2. kitaptan bazı bölümler eklenmişti ve kesinlikle eklenmesi gereken bölümlerdi diye düşünüyorum. Bunun dışında bazı eksik kalan parçalar tabii ki vardı, biri dışında rahatsız olduğum hiç olmadı, o da Katniss'in Capitol'de tanıştığı esir kızdı. Ona yardım edemediği için üzülmesi, ancak tek tanıdık yüz olması nedeniyle ikinci kitapta da önemliydi 🙂

    Bunlar dışında tüm hikayeyi gayet güzel yansıttıklarını düşünüyorum 🙂

    Çok konuştum gideyim artık 😀

  2. İÇİMDEN GELDİGİ GİBİ~~~ dedi ki:

    >Bu ara çok sık duyar oldum ilk fırsatta.

Yorum Yapın

Arts Blogs