300: Bir İmparatorluğun Yükselişi (2014)

Frank Miller’ın yazdığı çizgi romanlardan 2006’da beyazperdeye uyarlanan 300 filmi, fantastik hikayesi ve yabancısı olduğumuz “stüdyovari” görselliğiyle çoğu bünyede tetikleyici bir etki yaratmış ve bir izleyeni tekrar izlemeye davet etmişti. 300’ü izledikten sonra o kategorideki açlığı Spartacus dizisiyle doyuran bünyeler için ise yeni bir filmin eksikliği hissedilmeye başlanmıştı, ki Xerses romanından uyarlanan 300: Bir İmparatorluğun Yükselişi kadim dostlarını ziyarete geldi.

Zack Snyder‘in hem yazdığı hem de yönettiği ilk filmden sonra adı sanı duyulmamış bir yönetmeni, Noam Murro‘yu getirmişler ikinci filmin başına. 300’den Zack Snyder ve Kurt Johnstad senaryoda katkı sağlasalar da, yönetmen koltuğunda daha önceden sadece Smart People adlı romantik komediyi yönetmiş Murro oturuyor. İlk filmin sonunda bizlere efsanevi şekilde veda eden Kral Leonidas’ımız Gerard Butler‘ın müadili diye de Themistocles karakteriyle Avusturyalı Sullivan Stapleton‘u izliyoruz. Uyarlandığı çizgi romanla aynı adı taşıyan Xerxes rolüyle Rodrigo Santoro ve Kraliçe Gorgo olarak izlediğimiz (akabinde Terminator ve Game of Thrones dizilerinde de yer alan) Lena Headey bir kez daha seyirciyle buluşurken, Artemisia karakteriyle Eva Green de donuk yüz ifadesiyle bol bol karşımıza çıkmayı ihmal etmiyor.

300: Rise of an Empire‘a kötü gözle baktığımı hatırlatarak başlayayım. Çünkü bu kadar yıl aradan sonra gelen devam filmleri çok büyük bir oranla ağır hüsran yaşatıyor. Stüdyolar sırf ilk filmin hatrına, etrafta doğru düzgün proje de bulamayınca onayı basıyorlar ve tamamen gişe kaygısıyla yaratılan devam filminin tutulacak pek bir tarafı olmuyor.

Ancak 300’ün devamı, biraz dahi olsun kurtarılmış diyebilirim. Hikayeye sadık kalınmayı başarıp onunla paralel ilerleyen bir senaryo yaratmışlar. Bunu yaparken de eski karakterlere ve görüntülere yer verince, -tabii siz bunun için “o karakterlere sırtını dayamak” da diyebilirsiniz-, yer yer hafif de olsa duygulandıran yer yer de gaza getiren bir iş çıkartılabilmiş. 300’deki farklı mı farklı görsellik gerçekten merakta bırakmıştı. O döneme kadar o tarz bir görsel efekte denk gelmemiştim ben. Ardından Spartacus dizisiyle o açlığımızı epey bir giderdiler. 300’e çok benzeyen görselliğin yanına kaliteli sahneler ve bol bol da erotizm katınca uzun yıllar seyirciyi ayakta tuttu Spartacus. Ancak gelen ölüm sonrası toparlanamayınca ipini çekmek zorunda kalmışlardı.

Spartacus’e fazla dalmadan, Bir İmparatorluğun Yükselişi’nden bahsedecek olursak, filmin benim için en büyük artısı aksiyonu sürekli sıcak tutması diyebilirim. Oyunculuk ve zeka pırıltısı olmayan senaryosuna fazla takılmamaya çalışıp, 3 boyutun da verdiği avantajla biraz keyif almaya bakabilirsek ortaya çıkan işi bir çırpıda çöpe atmayız diye tahmin ediyorum. Ben atmadım mesela. Beklentimin düşük olmasını da hesaba katabiliriz fakat kamera kullanımı ve görsel efektlerin katkısıyla 1 saat 40 dakikalık süresi boyunca hiç sıkılmadım.

Kral Leonidas’ı da arada gösterip seyircinin gözünü ekrandan ayırmamasını bilen Murro, henüz 2. filmi olmasına karşın elindeki malzemeyi güzel kullanmış gibi. Gerçi başrol ve etrafındakiler dahil oyunculuklar sıradan bir avrupa filmi düzeyine bile çıkamamış ama ben bu filmi izlemeye sinemaya giderken görsellik bari tatmin etsin mantığıyla gittiğimden beni çok da etkilemedi kalan önemli detaylar. Bunun dışında, özellikle sevişme sahnesinin abartı uzun olduğu konuşulmuş ama Spartacus izleyen nesil için pek de ön plana çıkartılmaması gereken bir unsur olarak düşünüyorum ben. Kellelerin koptuğu, kanların cirit attığı filmde fazladan bir erotizmden kimseye zarar gelmez. Zarar geleceğini düşünüyorsanız baştan izlemekle hata edilmiş zaten.

Toparlayacak olursak, sinemada, 3 boyutlu olarak izlenmeyi hakeden bir film var. Detaylara takılmak isteyen için sürüyle sıkıntı çıkartılabilir, hatta sırf adıyla gişe yapmaya çalışması bile başlı başına bir eleştiri kaynağı olarak kullanılabilir ama görsellik ve aksiyon sizi çekiyorsa, özellikle sinemada izleyin. Evde bu kadar keyif alacağınızı tahmin etmiyorum. 7,5/10


Yorum Yapın

Arts Blogs