2012′nin En İyi Filmleri

Askerden döndükten sonra film açlığımı bastırmak için epey bir film izlemişimdir diye düşünürken geçen gün bir bakayım dedim, 2012 yılını 230+ film izleyerek geçirmişim. Tabi sadece 2012′ye ait filmler değil, son 10-15 yıllık döneme damgasını vurmuş, özellikle Avrupa filmlerini seçmeye çalıştım daha çok. Ancak bu kısa yazının tek amacı 2012′de yayınlanan ve tavsiye edilmeyi hakeden filmler üzerine olduğundan kalanlar için herhangi bir söz veremiyorum.

2012, öyle veya böyle sinema sektörü açısından muhteşem bir verimlilikte geçmedi. Batman serisine noktayı koyduk, Lord of the Rings‘den sonra büyük bir merakla beklediğimiz Hobbit‘le tanıştık, adını sanını duymadığımız Joss Whedon abinin önce kalemiyle hayat verdiği Cabin in the Woods‘uyla, sonra bambaşka ele aldığı Avengers‘ıyla keyif katsayımız tavan yaptı. Verimlilik olarak üst düzey bir performansı geride bırakmasak da sonuçta Akademi için varını yoğunu ortaya koyan yönetmenlerin yıl sonuna doğru piyasaya saldıkları işlerden de yavaş yavaş nasibimizi almaya başladık. Life of Pi denen görsel şov içimize işledi, Amour denen vurucu iş kanımızı dondurdu.

2012′de gösterime giren (veya çekimi tamamlansa da gösterimi 2013′e sarkan) filmlerden izlediklerim ve benim için önemli olanları bir yazı halinde paylaşayım istedim. Top10 yapmak istemiyorum çünkü adaletli davranamıyorum o konuda. Aşağıdaki listede yer alan 2012 filmleri bana göre izlenmeyi hakeden ve geçtiğimiz yıl öne çıkan filmlerdir. Sıralamanın bir önemi yoktur. Genel olarak izlenme sırasına göre listelenmiştir.

The Cabin in the Woods – Dehşet Kapanı (2011)
Bir yönetmenin ilk filmi ne kadar iyi olabilir ki sorusunun cevabı olarak vizyona giren Dehşet Kapanı, klişeleri dalga geçercesine harmanlayıp önümüze öyle bir seyirlik sundu ki, filmden çıkan herkes neye uğradığını şaşırıyordu. Kimi için çok sıradan, benim gibiler için de inanılmaz keyifli ve orijinal, hatta beklenmedik bir sinema filmi. Ormanda kaybolan 5 arkadaşın hikayesi hiç bu kadar farklı bir dille anlatılmamıştı.

The Avengers – Yenilmezler
Gelmiş geçmiş en keyifli süper-kahraman filmi olarak kayıtlara geçti sanırım. En azından içindeki karakterlerin kendi filmlerini düşündüğümüzde, hadi Demir Adam’ı bir kenara bırakırsak, kalanlar için çok da iyi şeyler söylemek zor. Ama Cabin in the Woods ile göz kırptıktan sonra Joss Whedon & Mark Ruffalo ikilisi  öyle bir Hulk yarattı ki bizlere, filmi izleyen herkesin dilinde tek bir isim vardı. Son yılların en güzel süper-kahraman filmi bu listeye girmezse ayıp olurdu.

Moonrise Kingdom
Anlatım tarzının farklılığıyla bambaşka bir kitleye hitap eden Wes Anderson’ın son filmi, izlediğim Anderson filmleri arasında en iyisiydi. Sinemada izleme şansı bulduğum için de ayrı bir sevinmiştim. İki ufaklığın aşkı daha ne kadar güzel anlatılabilirdi ki? Kuşkusuz 2012′nin dikkat çekenlerinden.

Ice Age: Continental Drift – Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor
Dinazorların Şafağı’ndan sonra hiçbir Buz Devri filmi o seviyeye ulaşamaz, o kadar güldüremez diyordum. Öyle de oldu aslında, Kıtalar Ayrılıyor da o kadar iyi değildi ama kesinlikle beklediğimden bir tık yukarıdaydı. Başta o yaşlı nine olmak üzere yeni katılan karakterler ile bol bol güldüren keyifli bir animasyon. Belki de 2012′nin en iyi animasyonlarından.

Nameless Gangster / Bumchoiwaui junjaeng
Uzakdoğu filmlerinin düzgün bir sunumu bu tarafa gelirken epey bir yol katediyor ve yıl içinde izlediğimiz güncel çekik göz filmi de azalıyor ne yazık ki. Ancak, Old Boy ve I Saw the Devil ile kendimizden geçmemizi sağlayan Min-sik Choi‘nun başrolünü üstlendiği ve yeniden şov yaptığı Güney Kore yapımı Bumchoiwaui junjaeng, anlattığı hikaye ve gerçekçilik dozunun yüksekliğiyle bir kez daha “teşekkürler Güney Kore” dememizi sağlıyor. Jong-bin Yun’un 3. filmi olarak dikkat çeken yapım, Güney Kore’da 2012′nin en çok izlenen filmlerinden biri olmayı başardı.

The Dark Knight Rises – Kara Şövalye Yükseliyor
Nolan’ın Heath Ledger’la beraber herkesin kalbinde iz bırakan Kara Şövalyesi son buluyor diye yakılan ağıtlar bir işe yaramadı, Bale’ın başrolünü üstlendiği yeni Batman serisi son buldu. Baştan sona sürüyle mantık hatası bulma şansınızın olduğu serinin son halkası 3 saate yakın süresiyle, muazzam Bane karakteriyle veda ederek, öyle veya böyle uzun yıllar unutulmayacak bir serinin altına imzasını attı Nolan.

Ted
Holivud’un son yıllarda komedide ne kadar geri kaldığını söylemeye gerek yok. Bu açığı dizilerle bir nebze olsun kapattıkları için midir bilemiyorum, önlerine gelen senaryoyu kabul ediyor herhalde stüdyolar. Ancak Ted’in yeri başka. Family Guy’ın her şeyi Seth MacFarlane’in yazıp yönettiği Ted, argoyu biraz fazla kullansa da yerlere yatıran esprileriyle 2012′nin açık ara en iyi komedilerinden biridir benim gözümde.

Prometheus
Alien, Blade Runner gibi kült filmlerin altında imzası olan Ridley Scott’a aman aman bir hayranlığımın olmaması, üstüne bilim kurgunun da hiç çekici gelmemesi, bir de ilk yorumların filmin sıkıcı olduğunu göstermesi sinemada izlememeye itmişti. Ancak filmi izlerken ne kadar büyük eşşeklik ettiğimi farkettim. Belki bir Alien değildi ama heyecanı ve atmosferiyle ekrana kilitlemeyi başardı. Final sahnesi biraz tırt olsa da 2012′nin sevdiğim bilim kurguları arasına girmeyi başardı.

Safety Not Guaranteed
Derek Connolly‘nin yazdığı Colin Trevorrow‘un yönettiği bir diğer bilim kurgumuz, kuşkusuz bu yılın en sürpriz filmlerinden biri. En güzel sürprizlerinden biri hatta. Son dönemde aradığım orijinalliğin her saniyesinde hissedildiği bu enteresan yapım, bir gazete ilanında gördükleri “zaman yolculuğu yapmak için yardımcı aranmaktadır” ilanını takip eden 3 dergi çalışanının garip serüvenini konu alıyor. Sıradışı bir adamın verdiği bu ilan, öyle bir serüvene itiyor ki bu birbirinden farklı 3 insanı, içine girdikleri durumdan nasıl çıkacaklarını, nasıl bir finalle karşılaşacağınızı merak ederek bitiriyorsunuz filmi. Kısa süresini de hesaba katarsak, farklı bir film izlemek isteyenler şiddetle tercih etmeli.

Looper – Tetikçiler
Bruce Willis’in son yıllardaki düşen performansının ardından beklentileri iyice düşürmüştüm Looper’ın geliş sürecinde, ama öyle yorumlara denk geldim ki farklı bir “zaman yolculuğu” filmiyle karşılaşacağımı biliyordum. Nitekim öyle oldu, Rian Johnson, Joseph Gordon-Levitt’i sorgulamamızı sağlatan egzantrik dudak makyajını da arkasına alıp 2012′nin en önemli bilim kurgularından birine imza attı. Yazıp yönettiği 3. uzun metrajlı film olduğunu da düşünürsek tebrik etmeli, kesinlikle izlemeli.

Skyfall
Çekimlerinin bir kısmı da son yılların en tercih edilen mekanlarından biri olan İstanbul’da gerçekleşen Bond serisinin son filmi Skyfall’da Craig abimiz yine estirmeye devam ediyor. Bu sefer karşısına Javier Bardem gibi her filminde oyunculuk dersi veren bir adamı alarak devam ediyor hem de. Bardem’in canlandırdığı Silva karakteri filmin belki de en önemli ve izlenesi detaylarından biri olarak hafızalara geçiyor. Adele’nin sesini de unutmazsak, Skyfall bu yılın dikkat çeken bir diğer filmi olarak kayıtlardaki yerini alıyor.

Ruby Sparks – Hayalimdeki Aşk
Orijinal bir senaryo arayanların ağzına bir parmak bal çalıp kaçan Jonathan Dayton, Valerie Faris ikilisi Little Miss Sunshine‘dan sonra yine enfes bir işle döndüler. Hayalindeki aşkı yaratmak için eline bir fırsat geçen yazarımız, bu fantastik filmde hem güldürüyor hem hüzünlendiriyor. 2012′nin en orijinal Hollywood filmlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tekrar tekrar izlememek için kendimi zor tuttuğumu da belirteyim.

Madagascar 3: Europe’s Most Wanted – Madagaskar 3: Avrupa’nın En Çok Arananları
İlk filmi çok güzeldi, ancak ikincisinde beklediğimizi bulamamıştık. Beklentilerimizi düşürdüğümüz için olacak ki, çok keyif aldık son Madagascar’dan. Senaryo üzerine biraz daha uğraşılmış mıdır nedir espriler daha bir keyif verdi bu sefer. Keyifli animasyon bulmanın zor olduğu şu dönemde kaçırılmaması gereken bir iş.

Yeraltı
Türk filmlerini izlerken birkaç kez düşünüyoruz nedense. Beklediğimiz kaliteye ulaşmasını beklerken seneler geçiyor belki de. Ancak filmin arkasındaki isim Zeki Demirkubuz olunca işler değişiyor. Engin Günaydın ve Nihal Yalçın’ın muazzam performanslarıyla şov yaptıkları Yeraltı, SİYAD’ın da gözünden kaçmadı ve 5 ödüle layık görüldü. Eğer 2012′ye ait bir yerli film izlemeyi düşünüyorsanız ilk tercihiniz olmalı. Yerli filmlerden çekinceniz varsa da, başlamak için yerinde bir seçenek olur.

Cloud Atlas – Bulut Atlası
En İyi Kurgu ve En İyi Makyaj dallarında mutlaka bir adaylık beklediğim ama her nasıl olduysa es geçilen Cloud Atlas, upuzun süresine rağmen orijinal anlatım tarzı ve muazzam oyunculuklarıyla senenin en dikkat çeken filmlerinden biri. Çok bilindik bir hikayeyi fantastik bir şekilde anlatan yapım, Tom Hanks, Halle Berry, Hugo Weaving gibi tanıdık isimleri bambaşka karakterlerde çıkartıyor seyircinin karşısına. Ayrı ayrı, çok ama çok farklı zamanlarda geçen 6 hikayenin ortak noktası tabi ki aynı. Süresine aldanmadan izleyin.

End of Watch – Tehlikeli Takip
El kamerasıyla çekilen filmlerden nefret eden bir kesim olduğu gerçek. Bir şey de diyemiyor insan. Herkes sevecek diye bir kaide yok. Ancak el kamerasıyla çekilen filmlerden daha fazla keyif alıyorum nedense. David Ayer’in yazıp yönettiği film sessiz sedasız geldi ve kabuğuna çekildi. 2 polis memurunun hikayesini anlatan Tehlikeli Takip, bana göre senenin en önemli işlerinden biri.

Argo
Ben Affleck’e sevginiz olsun veya olmasın Altın Küre’de En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazanan, 7 dalda Oscar adaylığına layık görülen Argo, çarpıcı hikayesiyle 2012′de sinemada izlediğim için ayrı bir keyif duyduğum filmlerden. İstanbul’da çekilen ama İran gibi gösterilen sahneleri bazı arkadaşlar tarafından eleştirilse de hikayeninin gerilim dozu o kadar yüksek ki, son ana kadar beyazperdeye takılı kalıyorsunuz. Ben Affleck çok iyi bir iş çıkarmış. Oscar’da pek şansı yok gibi ama yine de izlenmeli.

The Hobbit: An Unexpected Journey – Hobbit: Beklenmedik Yolculuk
Referans mektubunuzda Yüzüklerin Efendisi gibi bir seri varsa sizden beklentiler çok ama çok üst düzeyde olur. Siz de bunun farkındasınızdır muhtemelen, ve beklentileri karşılamak için elinizden geleni yaparsınız. Orta Dünya’ya ekstra bir sevgim ve ilgim olmamasına karşın LOTR serisine hasta olmak için böyle bir detay da gerekmiyor kanımca. Sinema için bulunmaz bir nimet. Ancak Hobbit için aynı şeyleri söyleyemiyorum. Evet, uzun süresine rağmen zerre sıkmıyor, evet o dünyayı tekrardan soluduğu için insan farklı hissediyor, evet görsel manada bir keyif alıyorsunuz ama ne yazık ki LOTR’dan farklı bir olayını göremiyorsunuz. Olay örgüsü, hikayenin kendisi, karakterler her şey benzer. Bu demek değil ki çok kötü bir film, bu demek değil ki izlenmemeli. Elbette senenin en merak edilen filmi mutlaka görülmeli, o tad alınmalı.

The Impossible – Kıyamet Günü
Başka bir seçeneğimiz olmadığı için konusu ve oyuncuları hakkında zerre bilgimiz olmadan daldığımız Kıyamet Günü, 2004 Tsunamisi’nin vurduğu bölgeden yaşanmış gerçek bir hikayeye tanıklık etmemizi sağlıyor. Naomi Watts’ın bana kalırsa en iyi performansını sergilediği film, gerçekçilik seviyesi ve yaşattıklarıyla senenin en duygusal, en izlenesi filmlerinden. Ufakların performansına da ayrı bir parantez açalım. Filmin izlenebilirlik seviyesinin yükselmesinde büyük pay sahibiler zira.

Holy Motors
“Farklı, apayrı bir tad bırakan bir film izlemek istiyorum ben” diyen biri için bundan daha orijinal bir tavsiye olamaz. Bir limuzine konuk oluyoruz. Ne için var olduğu belli olmayan bu lumizinin içindeki adam sürekli bir randevuya yetişme çabasında. Bir gün dilenci, bir gün ölüm döşeğinde bir adam, bir gün zengin bir aile babası. Denis Lavant‘ın çağlar boyu unutulmayacak insanüstü performansıyla taçlandırdığı bu imkansız hikayeli film, Leos Carax‘ın 13 yıl sonra sinemaya dönmesi şerefine hayranlarına kazandırdığı bir eser adeta. 115 dakika boyunca ne olduğunu merak edecek, garip şeylere tanık olacaksınız ve film bittiğinde yaşadığınız duyguyu bir süre tarif bile edemeyeceksiniz.

Kon-Tiki
1947 senesinde geçen hikaye, bir kaşifin 5 arkadaşını yanına alıp çıktığı Pasifik Okyanusu’nu dandik bir salla geçmesini konu alıyor. 8 bin kilometrelik bu devasa yolculuk, gerçek bir hikayeye dayanmasının yanında, Kanada’nın Oscar adayı olarak göze çarpıyor. Amour’un kazanmasına kesin gözüyle bakılan dalda galibiyet şansı olmasa da, hikayenin vuruculuğu ve oyunculuklar hatrına bir şans verin.

Life of Pi – Pi’nin Yaşamı
Fragman izlemekten nefret eden biri olarak aynı fragmanı en az 5 kez sinemada izleyince benim bu filmi izlemem gerekiyor demiştim. Merak katsayımı o kadar arttırmıştı ki o görsellik, vizyona girdiği gibi de kendimizi büyük perdenin karşısına attık. Oscar ödüllü Ang Lee’nin son filmi tam 11 dalda Oscar’a aday gösterildi. Bir kaplanla aynı kayığı paylaşmak zorunda kalan Hintli bir kardeşimizin macerasını öyle bir dille anlatıyor ki film, yaşadığınız görsel tatmini bir süre akıldan atmanız olanaksız. Oscar ödül törenindeki en büyük favorim olarak duran Pi’nin Yaşamı, 2012′nin mutlaka görülesi ilk 3 filminden biridir benim gözümde.

Amour – Aşk
Haneke amcanın yayınlandığı her ülkede ses getiren son filmi Amour için fazla bir detaya gerek yok aslında. Kullandığı yalınlık o kadar üst seviyede ki, filmden çıktığınızda kendinize gelmekte zorlanıyorsunuz. Müzik dahi barındırmayan film, yaşlı bir çiftin birbirlerine olan aşkını anlatıyor gibi duruyor uzaktan. Ama içine girdiğinizde öyle çarpıcı bir eser sizi bekliyor ki…

Beasts of the Southern Wild – Düşler Diyarı
9 yaşındaki başrol oyuncusu Quvenzhané Wallis‘in “yok artık” dedirtecek performansıyla 2012′nin en büyük sürprizlerinden biri de Düşler Diyarı. Yönetmeni de dahil baştan aşağı tecrübesiz kadrosuyla film; ufak bir kızın, babasının yakalandığı hastalık sonucunda doğanın dengesinin bozulduğuna inanmasını ve bu dengeyi düzeltmek için aklına gelen ilk yöntemi uygulamasını anlatıyor. Sadece başrolün performansı değil bütün kadronun amatör olmasına karşın gösterdikleri oyunculukla alkış toplayan, anlatmak istediğiyle ve yaşattıklarıyla alıp götüren Düşler Diyarı, bana kalırsa 2012′nin mutlaka görülesi filmlerinden.

The Angels’ Share – Meleklerin Payı
İngiliz yönetmen Ken Loach, sevdiği türü tecrübesiz oyuncular ve iki ağır topla hayata geçirmiş. Meleklerin Payı’nı izlerken hem içiniz ısınıyor hem de yer yer gülmekten kendinizi alamıyorsunuz. Anlatımının sadeliğiyle içine çeken yapım, UK aksanına ilgi duyanların ayrı bir şevkle yaklaşması gerekenlerden.

Seven Psychopaths – Yedi Psikopat
İlk filmi In Bruges ile farklı bir tarzı olduğunu anında belli eden Martin McDonagh, 4 yıl aradan sonra yine Colin Farreell’ı başrole koyup kendine has diyaloglarıyla şahane bir filme imza atmış. 2009 yapımı Moon’da tanıdığımız Sam Rockwell’în Oscarlık performansı dahil şahane oyunculukların yer aldığı film, bir senaristin Yedi Psikopat adlı bir film yazarken karakterleri oluşturma aşamasında başından geçenleri anlatıyor. En yakın arkadaşıyla olan muhabbetleri onu öyle bir noktaya sürüklüyor ki, yaşadıklarından nefret mi etsin yoksa aşık mı olsun karar veremiyor. Oyunculukların yanında şahane bir anlatım tarzı ve güzel müziklerin yer aldığı film, o kadar çok güldürdü ki, bu listeye girmezse ayıp ederdi. Ayıp ederdim. Farklı bir şey arayanlar tercih edebilir. (25 Ocak 2013)

Flight – Uçuş
Hollywood’dan son dönemde bir elin parmakları kadar sağlam dram çıkıyorsa, bu da onlardan biridir. Muazzam bir kaza atlatan pilotun çevresindekilerin baskılarıyla mücadelesi ve yaptığı vicdan muhasebesini anlatan yapım, Denzel abimizin filmi alıp götüren oyunculuğuyla mest olmanızı sağlıyor. 2 saat 18 dakika gibi bir Hollywood filmi için dev olarak tabir edebileceğimiz süreyi nasıl erittiğini farketmemeniz bile filmin bünyedeki etkisinin ne denli olduğunu kanıtlar nitelikte. Oscar adaylarına yavaş yavaş bakmaya başladığımız bu dönemde, En İyi Aktör kategorisi için çok sağlam bir adayımız var şimdilik. Kalan adayları görmeden ahkam kesilmez tabii ama filmin belirli birkaç sahnesi var ki, sırf o sahneler için Denzel’e heykelciği veririm, sırf o sahneler için baştan sona tekrar izlerim. Yılın önemli işlerinden. (27 Ocak 2013)

Searching for Sugar Man
Belgesellere karşı ekstra bir ilginiz olsun veya olmasın bazı belgesellerin herkes tarafından izlenmesi gerektiğine inanıyorum. Amerika’da hiç tanınmayan ama Güney Afrika’da garip bir şekilde fantastik bir hayran kitlesine sahip 70lerin unutulup giden şarkıcısı Rodriguez’in arayışı içinde olan 2 adamın hikayesini anlatan bu bol ödüllü belgesel, The Cove ve Exit Through The Gift Shop’tan sonra izlediğim en etkileyici belgesellerden biri olarak kayıtlara geçti. Hikayenin inanılmazlığı ile müziklerin olağanüstülüğü öyle güzel harmanlanmış ki, hem izlerken hem dinlerken ayrı bir keyif alıyorsunuz. Finalde ise bambaşka duygular sizi bekliyor. Oscar adaylığı da bulunan bu filmi mutlaka izleyin. (28 Ocak 2013)

Zincirsiz – Django Unchained
Tarantino’nun son yıllarda beklenti düzeyini iyice arttırdığını düşünürsek, Soysuz Piçler’den sonra 3′lemenin ikinci filmi dediği Zincirsiz’i izlemek için geç bile kaldık diyebiliriz. Türkiye’de epey saçma bir şekilde çok geç vizyona giren film için beklediğimize değdi ama, değdi, ve inanılmaz keyif aldık. Tarantino yine yapmış yapacağını ve upuzun süresine rağmen sizi hiç sıkmayan, müzikleriyle alıp götüren, hikayesiyle bir kez daha teşekkür edeceğiniz bir film ortaya çıkmış. Tarantino beynine ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu gözler önüne seren film, açık ara 2012′nin en iyilerinden biri. (13 Şubat 2013)

Oyunbozan Ralph – Wreck-It Ralph
Brave, ParaNorman ve Hotel Transylvania‘yı gördükten sonra bu yıl animasyonlar açısından çok sıradan bir yıl olduğunu düşünmüştüm. Hatta Pixar’dan epey bir beklentimiz olduğu için Brave ne olursa olsun kendi çapında kaliteli bir şeyler yapmıştır diye düşünüyordum izlemeden evvel ama sonuç hüsran olmuştu. Ancak Oyunbozan Ralph ile tanışınca, senenin en iyi animasyonuyla da tanıştığımı farkettim. Puanı epey yüksek, yorumları epey güzel olsa da beklentim ciddi manada düşüktü. Ama öyle orijinal bir fikir ve güzel bir hikayeyle karşılaştım ki, Oscar’dan önce izlediğime sevindim adeta. Rich Moore‘un ilk uzun metrajlı işi olmasına karşı çok iyi kotarılmış bir animasyon sizi bekliyor. Çocukluğumuzun arcade karakterlerinin dünyasına enfes bir giriş yapan film, bu sene izlediğim en güzel yapımlardan. (14 Şubat 2013)

Into the White
Savaş temalı filmleri izlemeden haklarında ufak da olsa bir bilgi sahibi olmak bazen avantaj yaratıyor. Çünkü bu türü düşününce insan, aksiyon, patlamalar, ölümler bekleyebiliyor normal olarak. Ancak Kuzey Avrupa sinemasının son yıllarda çıkardığı önemli işlerden biri olan Into the White, gerçek hikaye olmasından aldığı gücü anlatmak istediğiyle birleştirip, aksiyonsuz, vurdu-kırdısız bir savaş filmi olarak kendini ön plana çıkartıyor. Konu itibariyle Welcome to Dongmakgol‘u ciddi biçimde andıran Norveç-İsveç ortak yapımı film, Norveç’in güzelliklerini ele geçirmeye çalışan Alman ve İngiliz askerlerin bir kaza sonucu aynı çatı altında buluşmasıyla başlayan hikayeye ışık tutuyor. Savaşın askerler üzerindeki etkisi üzerinde duran ve bunu de güzel oyunculuklarla besleyen bu güzel İskandinav yapımı, Dongmakgol’un bünyede bıraktığı etkiye yaklaşamasa da bana kalırsa 2012′nin izlenmesi gereken işlerinden.  (9 Mart 2013)

The Perks of Being a Wallflower
Bir gençlik filmi ne kadar etkileyebilir ki, her yıl onlarcasının piyasaya sürüldüğü bu türde nasıl bir fark yaratabilirler de bizi filmin içine çekebilirler ki diye düşünürken, 1999′da romanını bastıran Stephen Chbosky isimli yazar abimiz ortaya çıkıp kendi romanını eline alıyor ve sinemaya uyarlamaya karar veriyor. Keyfe bakar mısınız? Kendi yazdığınız, bizzat hayat verdiğiniz karakterleri bu sefer beyazperdeye taşıyacaksınız ve bütün insiyatif sizin elinizde. Uyarlamasını da siz yapıyorsunuz, yönetmenliğini de yapımcılığını da. Hani bir roman uyarlamasını başarılı kılabilmek için neler lazım deseniz bu kadar yerinde tercihler olur. Gerçi yönetmenlik apayrı bir mevzu ama Chbosky onu da kotarmış gibi duruyor. En azından benim filmden aldığım keyfi düşünürsek, hayli hayli kotarmış diyebiliriz. Liseye yeni başlayan çekingen Charlie’nin daha önce yaşadıkları ve bundan sonra yaşayacaklarının kesiştiği dönemi anlatan film; müzikleri, oyunculuk performansları, hikayesinin güzelliği ve kurgusuyla 2012′nin en çok vakit ayrılması gereken yapımlardan.  (23 Mart 2013)

Bendeki durum şimdilik bu. Oscar’a aday gösterilen Django Unchained, Les Miserables, Lincoln, Silver Linings Playbook, Zero Dark Thirty, Flight, The Master, No, A Royal Affair, War Witch bazı major filmleri henüz izleme fırsatı bulamadığım için listeye ekleyemiyorum. “O kadar Avrupa diyorsun ama listede Avrupa yapımı doğru düzgün film yok” derseniz de, maalesef 2012 yapımı pek Avrupa filmi izleyemediğimi belirteyim. İzlediklerimin büyük çoğunluğu 2011 ve öncesine ait. Zaten onlardan da iz bırakanlar hakında elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum. Diğer bir dipnot ise, geçtiğimiz sene 20′ye yakın filmi sinemada izleyerek kişisel rekorumu kırdığımı farketmem. Hayatım boyunca hiçbir yıl bu kadar çok filmi sinemada izlememiştim diye tahmin ediyorum. İzlediklerimin büyük bir çoğunluğunu da “öne çıkanlar” arasına eklemem iyi tercihler yaptığımı gösteriyor sanırım. Hangileri hüsranla sonuçlandı derseniz, Chronicle, Wrath of the Titans, Silent Hill: Revelation 3D, Killing Them Softly ve Resident Evil: Retribution, geçtiğimiz yıl “boşu boşuna sinemaya gelmişiz” dedirten filmler oldu.

Peki sizin 2012′de en beğendiğiniz, sizin için en öne çıkan filmler hangileriydi? Belki gözümden kaçmış, belki izlersem benim de değerli bulacağım filmler vardır. Belki değil, mutlaka vardır. Her yıl o kadar çok filmi es geçiyoruz ki, şu son 1 senede izlediğim filmlerin büyük bir çoğunluğu için “bu zamana kadar nasıl izlememişim” yorumunu yaptım mesela. Avrupa, Amerika, Uzakdoğu diye ayrım yapmaya gerek yok. Sizin için yeri ayrı olan bütün 2012 filmlerini yazabilirsiniz.


30 Yorum

  1. Ceyyhun diyor ki:

    Pieta, The Perks of Being a Wallflower, Broken, Dupa dealuri… Fırsat bulursan bunları da ekle listene

    • SirEvo diyor ki:

      Pieta ve Broken’dan habersizdim. Hemen aldım listeye. Diğer ikisi izlenmek için bekleyenlerden. Teşekkür ettim abi.

    • İlkan ERTAN diyor ki:

      Cidden şahane bir liste olmuş. Elinize sağlık.. The Imposter, Red Lights ce Compliance listede yer almayan ve beni etkileyen filmlerden bazıları.

    • SirEvo diyor ki:

      The Imposter’i izledim, gerçekten etkileyici bir belgeseldi. Diğer iki film hakkında genel görüş “sıradan” olunca izlemek istememiştim ama yanlış mı yaptım?

  2. prhyton diyor ki:

    Guzel bir liste olmus eline saglik. Yilini bilmiyorum ama bu sene beni etkileyen en guzel film Hugoydu. Neredeyse mayistan beri hic film izleyemedim. Bu gonderin benim cok isime yarayacak. tesekkurler

    • SirEvo diyor ki:

      Hugo 2011 yapımı bir film. Epey bir olmuş sen film izlemeyeli dostum. Liste işine yarayacak kesinlikle. :)

  3. hakan diyor ki:

    2012 list ine ilave olarak:
    Django Unchained–Ill Manors–Flight–Lawless–Premium Rush geçtiğimiz yıla ait beğendiğim yapımlardır.bu arada UK yapımı Ill Manors a 6.6 puan veren imdb ye f*** off diyorum

    • SirEvo diyor ki:

      Tarantino’nun son filminden ben de epey umutluyum. İngiliz yapımı Manors’u attım listeye, Premium Rush pek çekici gelmedi ama.
      Teşekkür ettim katkı için hakan.

  4. irbis diyor ki:

    Moonrise Kingdom, Bernie, Cabin in the Woods, Avengers, The Dark Knight Rises, Ruby Sparks, Holy Motors, Looper, Cosmopolis, Safety Not Guaranteed, Nameless Gangster.

    Zaten 23 tane 2012 filmi izlemişim. Bir dolu 2012 filmi var daha izlenmeyi bekleyen.

    Min-Sik Choi’nin Jumeogi Unda filmini hala izlemedin değil mi abi? :D

    • SirEvo diyor ki:

      Crying Fist’i izledim sen söyledikten sonra ama o kadar hoşuma gitmedi.

  5. 123 diyor ki:

    Bu sene en zevk aldığım yapımlardan biri de Seven Psychopaths oldu. Zaman zaman In Bruges, zaman zaman Adaptation tadı veren şahane bir Martin McDonagh eseri.

    • SirEvo diyor ki:

      Listede duran 2012 filmlerinden biri de o. İlk fırsatta izleyeceğim.

  6. Reha ÜLKÜ diyor ki:

    Chinese Zodiac, Grandmasters, Tai Chi 0 birarada, Uzakdoğu Asya sinemasının devlerinin bir güç gösterisi olmuş. 3′ünün de yalnızca fragmanını izleyebildim. (İzlediğim 100 fragmanın 90′ının filmini izlemiyorum.) Ayak kırığı özrüm nedeniyle, seyir 3-4 ay sarktı. Kısmet bakalım ne zaman?

    • SirEvo diyor ki:

      Fragmanları izlemiyorum diye kendimi garip buluyordum, benden de garipler varmış demek. Fragman üzerinden değerlendirmek çok manasız yav. Kim bilir ne güzel filmleri es geçiyorsundur…
      Geçmiş olsun ama ayakta kırık varken daha bol vakit olmaz mı?

  7. rümysa diyor ki:

    bnim tarzım değil filmler birzda hint sinemasına bakın lütfenn

    • SirEvo diyor ki:

      Hint sinemasına bakın demeyle olmaz, örnekler alalım. Ben izlemesem de yorumlardan başka bir arkadaş izlemek ister belki.

  8. mors diyor ki:

    Amour izlediğim ilk Haneke filmi oldu. Bir daha da izleyeceğim bir yönetmen olmadığını anladım. Şahsen Zeki Demirkubuz’un övgülerini görünce beklentim çok büyüktü ama tam anlamıyla bir hayal kırıklığı oldu benim için. İzlerken o kadar bayık anlar yaşadım ki tamamen hayatımdan 2 saat çalınmış gibi hissediyorum. Şu hikayeyi 1 saatte çok daha dolu dolu anlatacak yerli yönetmenlerimiz var. Şu filmle ilgili adam akıllı bir değerlendirme de göremedim. Görsem acaba ben mi anlamadım diyeceğim ama bütün yorumlar “ooo çok süfer, müthiş, haneke yea, kesin izleyin” sonuç “fıssss”

    • SirEvo diyor ki:

      Siz farklı bir film beklemişsiniz, ondandır. Gerçi Demirkubuz’un tarzına yakın, ama ondan da yalın anlatıyor Haneke. Ben de sürüyle Haneke filmi izlemiş biri değilim, ama bundan sonra daha sık izleyeceğim kesin. :)

    • mehmet diyor ki:

      jab tak hai jaan şimdiye kadar izlediğim en iyi film bana göre.Hint filmi tavsiyesi isteyenlere

    • SirEvo diyor ki:

      Öneri için teşekkürler.

  9. eczacix diyor ki:

    2012 filmlerinden en beğendğim filmlerden biri *jab tak hai jaan* tavsiye ederim.

  10. jack diyor ki:

    ben siteyi yeni buldum ama birşey söylemeden geçemiyeceğim ‘Şidetle tavsiye filmleri’ kim hazırlıyor bilmiyorum ama gayet başarılı ve güzel filmler seçilmiş yorumlar ve dipnotlarda olaya ayrı bi hava katıyor. sizden ricam şiddetle tavsiye filmlerine başka filmlerde ekleyebilirmisiniz gerçi tabiki ekleme yapıyorsunuzdur ama izlemediğim ve ilginç bulduğum o kadar film var ki bir iki haftada çoğunu izledim. gerçekten emeğinize bileğinize sağlık

    • SirEvo diyor ki:

      Sıcacık yorum için teşekkürler dostum. Sitenin kalanında olduğu gibi Şiddetle Tavsiye Filmler kategorisi de benim blogu açtığımdan beri listelediğim filmlerden oluşuyor. Bu tarzda filmleri izledikçe yazmak istiyorum ama bazen vakit olmuyor bazen de kelimeler dökülmüyor. Ama bundan sonra daha çok yer vermeye çalışacağım.

  11. MedievalGeek diyor ki:

    ”Shame” ve ”Drive” filmlerini görememek şaşırttı beni. ”Açlık Oyunları” da pek doğru gelmedi bana.

    • SirEvo diyor ki:

      Shame’i izleme şansım olmadı henüz ama listede önlere alalım o zaman.
      Drive 2011 yapımı bir film, sadece bizde geç girdi vizyona. Abd’deki vizyon tarihi Eylül 2011 civarıydı. Cabin in the Woods ne alaka o zaman derseniz, o her yerde 2012′de girdi, o yüzden listeye dahil ettim.
      Açlık Oyunları için benim de kafam karıştı şimdi, listeye neden girdi sorgulamaya başladım hatta. 7,5 puan verdiğim bir filmi listeye koyacak olsam epey şişerdi burası. İlk fırsatta kaldırayım oradan yav, içime sinmez yoksa. Teşekkürler uyarı için.

      Bu arada x filmini görmek veya görmemek şaşırtmasın. Sonuçta herkes her filmden aynı keyfi alamıyor. Mesela 2011 listesi yapmış olsam Drive o listeye girmezdi. Ama bir başkasının favori filmi olabilir, kendince bir şeyler bulmuştur. Tamamen zevk meselesi.

  12. Giray diyor ki:

    Açıkcası Oslo 31 Ağustos’u şu listede görmemek beni çok şaşırttı. Joachim Trier’in filmi çok etkileyici izleyenler eminim filmi arşivleyeceklerdir. Gerçekten hoş bir liste olmuş, emeğinize sağlık.

  13. pink diyor ki:

    çoğunu izlemişim ama izlemediğim güzel filmleri de sizden yakalamış oldum, emeğinize sağlık:) özellikle holy motors ve safety not guaranteed çok ilgimi çekti, en kısa zamanda izleyeceğim!
    bu arada benim de blogumda sinema üzerine oluşturduğum listeler var, websitemden “sinema/TV” kategorisini seçerek bütün yazılarıma ulaşabilirsiniz.

    • SirEvo diyor ki:

      Şimdilik yorum olarak kalsın dostum, belki ilerleyen zamanlarda bir şeyler yaparız. İyi çalışmalar.

Yorum Yapın

Arts Blogs