2 Dizi Tavsiyesi; Paradox ve The Prisoner

İzlemeye başladığım 2 yeni diziden bahsedeceğim. Bu aralar diziler tatile girince ben de yeni yapımlara yöneldim haliyle.
İlki Paradox.
Dizinin konusuna bakıldığında “off bi FlashForward daha mı ya” diyor insan ama ilk bölümü izlediğimde uzaktan yakından alakası olmadığını anladım ben de birçok arkadaş gibi. Gerçi ben direk böyle yorum yapmamıştım ama yapılacak bir temaya sahip. Bana sağlam kaynaklardan öneri geldiğinden hiç bakmadım bile konu neymiş diye. 🙂
Öncelikle belirteyim, dizi İngiliz yapımı. İngiltere’den öyle yüksek bütçeli şeyler bekleyemeyiz Hollywood’dakiler gibi. Zaten sanırım benim de ilk ve tek izlediğim İngiliz yapımı dizi IT Crowd‘dur. Ki o da tavsiye üzerineydi. Aklıma gelmedi şimdi ama sanmıyorum başka bir İngiliz yapımı dizi izlediğimi. Neyse.
Paradox dizisi 2009 yapımı, 5 bölümü garantilemiş bir dizi. İlk bölüm 24 Kasım’da, 4. bölüm de 15 Aralık’ta yani 2 gün önce TV’de oynamış, torrente de düşmüş vaziyette zaten. 3 bölümün Türkçe altyazısı mevcut. 4. bölümün de İngilizce altyazısı 16’sında yani dün yüklenmişti. guilty57 arkadaşımız sağolsun İngilizce altyazı düştüğü gibi çeviriye başlıyor ve şimdiye kadarki çevirileri gayet iyi. Yani altyazı bakımından bir sorun yok.
Diziye dönecek olursak, başrolde Tamzin Outhwaite adlı bayan yer alıyor. Dedektif Rebecca Flint karakterinin sahibi. Mark Bonnar, Dedektif Ben Holt; Chiké Okonkwo, Dedektif Callum Gada rolünde. Emun Elliott‘u ise Dr. Christian King rolünde izliyoruz.
3 dedektif, 1 tane de manyak bi profesörümsü adam.
Christian bir şirkette çalışıyor. Uydular falan, enteresan bir şirket. Bir gün bilgisayarına uydu üzerinden 8 tane fotoğraf geliyor. 8 fotoğraf da aynı olay ile ilgili ama bahsi geçen olay gelecekten. Rebecca’yla iletişim sağlanıp Christian’ın yanına ulaştırılıyor bir şekilde. Yanında da 2 elemanımız geliyor tabii. Bu 8 fotoğrafın ne olabileceğini araştırmaya başlıyorlar. Ve önlerinde de belirli bir zaman dilimi var. O zaman dilimi içerisinde olayı çözmek zorundalar yoksa sonuçlarına katlanma durumu var. Bu arada olayla alakası olan karakterler tanıtılıyor. Yan karakterler dediklerimizden. Ve süre dolana kadar olayın ne olacağı, nasıl sonuçlanacağı yönünde kafa patlatıyorlar resimlerdeki detaylar üzerinden ipuçları arayarak.
Ben ilk 2 bölümü izledim. 2 bölümde de farklı olaylar işlendi. Hani sürekli farklı bir olay işlenen, her bölümde farklı yan karakterlerin olaya dahil olduğu tarzda dizilere benzese de sürpriz şeyler olabiliyor ilk 2 bölümden anladığım kadarıyla. Vallaha ben beğendim. Dizinin süresini de unutmadan söyleyeyim; 1 saat. 🙂 Uzun ama akıcı bir şekilde geçiyor. Garantisini veriyorum. İlk 2 bölümü izledikten sonra bana hak vereceksiniz.

İkinci dizim ise Mini-Series olanlardan; The Prisoner. Hem Mini hem de remake. 67 yılındaki orjinalini izlemişliğim olmadığından hemen atladım buna. Dizi 6 bölüm şeklinde oynadı ve bitti. 720p vs. sunumlarını paket olarak bulabilirsiniz torrent sitelerinde. Altyazısı da Divxplanet’te bir arkadaş tarafından çevrildi. Gerçi iyi bir altyazı değil ama yeterli diyebilirim.
Benim diziye atlamamın en büyük sebebi ise başroldeki oyunculardan birinin Ian McKellen, a.k.a Gandalf olması. Adamın ses tonu bile bir şahane ya, oyunculuğunu söylemiyorum bile.
Asıl başrol oyuncusu ise James Caviezel. Daha önceden İsa’nın Çilesi‘nde İsa’yı canlandıran eleman. O film de ne filmdi bea!
Dizinin konusu beni içine çekti aslında. Fragmanına denk geldiydim bir yerde. Elemanımız bir kasaba gibi yerde. Çölün ortasındaki bir kasaba hayal edin. Kimsenin ismi yok. Herkes birbirine numaralarıyla sesleniyor. Gandalf’ın adı “2” mesela. 🙂 Bizim elemanın adı da “6”.
Elemanımız bu kasabamsı yere ait olmadığından çok emin ama etrafındaki olaylar öyle demiyor. Sanki yıllardır orada yaşayan birisi gibi.
Akıcı ilerleyen bir dizi değil açıkçası ama gizem yönü çok fazla. 2 bölüm izledim bunu da ve hâlâ ne olduğunu anlayabilmiş değilim. Gerçek dünyayla burası arasında gidip gelen bir kişi var ama hangi taraf gerçek çözdürtmüyorlar.
Lost Room gibi esrarengiz bir Mini-Series diye düşünüp başladım ve şimdilik iyi gidiyor. Zaten totalde 6 bölüm, her bölüm 45 dakika. Hani uzun ve sevilmeyecek bir dizi olsa neyse de, kısa olduğundan, yavaş akan konuyu pek aldırış etmiyor insan.

Amerikan dizilerinin ara verdiği şu soğuk kış günlerinde yeni dizilere yelken açmak istiyorsanız ve türlere ilginiz varsa iki dizi de tavsiyedir.


13 Comments

  1. S.U. diyor ki:

    >Yenilere adapte olup, severek izlesem de;
    Yine de,
    Grey's Anatomy'nin senaryosuna, kurgusuna,temposuna, mesajlarına ve insancıllığına tutkuluyum.

  2. SirEvo diyor ki:

    >Her bölüm farklı konular işlediği ve özellikle acayip tıbbi terim yer aldığı için, üstüne bide sezon sayısı fazla olduğundan yanına bile yaklaşmıyorum onu. 😀

  3. arnawut diyor ki:

    >ben bu 2 diziyle akşam eve gidince ilgilenicem :))) hoşuma gitti 2side 🙂

  4. Ying Yang diyor ki:

    >The Prisoner'ı görev icabı izledim :), Paradox'u ise bayıla bayıla seyrediyorum. İngiliz dizilerinin kendine has bir havası var. Ben özellikle dile hasta olduğumdan iyi bir yapım buldum mu kaçırmayanlardanım. İlk 3 bölüm itibarıyle hem dizi, hem çevirileri iyi gidiyor. Benim de arkama dayanıp dizi izlemeye hakkım var, değil mi ama? Tavsiye ederim 🙂

  5. SirEvo diyor ki:

    >Aynen abla, zaten adamların aksanlarını seviyoz (hiç anlamıom ne dediklerini ama seviyom) bir de dizi güzel oldu mu tadından yenmiyor vallaha. 🙂

  6. tyler78 diyor ki:

    >The Prisoner çok sıktı beni. 2 bölüm boyunca hiçbir şey olmadan geçti öyle. Anladık yani, adam oradan değil, hapis gibi bir şey. Bir ipucu falan ver, bir heyecan yarat artık. İzlemeyeceğim artık. Sonunu anlatırsın artık izleyince. 🙂

    Hangi diziye başlayayım derken Paradox yorumun iyi oldu. Başlıyorum hemen.

    Bu arada blogunu yeni gördüm. Eline sağlık, google reader'a ekledim hemen.

  7. SirEvo diyor ki:

    >Dp'de de 2'den sonrası bayık diye yazmışlar, ben de armut gibi okudum iyi mi 😀 İzlemeye korkuyom şimdi de.

    Teşekkür ederim, bak sağ tarafta Ayrılmayanlar diye bir panel var, oradan gmail hesabınla login olma şansın da var haberin ola. 😉 Her zaman beklerim. 🙂

  8. kalecioyuncu diyor ki:

    >paradox bende de vardı bir türlü başlamamıştım ona da hemen başladım… bir de "v" var idare eder gibi Juliet'in hatrına 🙂

  9. SirEvo diyor ki:

    >Paradox'u 5 bölüm izledikten sonra gelip dizi hakkında yorum yaparsanız da çok sevinirim. 🙂
    V'nin de ilk bölümü görkemliydi ama sonrası bayar gibi oldu. Son bölümün final sahnesi çok iyiydi. Bir şeyler çıkacak gibi ama bakalım… =)

  10. Çavlan diyor ki:

    >Çok iyi geldi bu iki dizi, Dexter yeni bitmiş ve o boşluğu nasıl doldururum diye düşünürken… Diğer dizilerin verdikleri ara da şu ara yavaş yavaş bitiyor belki ama onlar da haftada belki bir bölüm, ölme eşeğim ölme… Diyeceğim odur ki bu dizilerin ikisi de bayağı bir ilgimi çekti, dizi boşluğundaydık şu ara 🙂 Teşekkürler önerilere.

  11. SirEvo diyor ki:

    >Dexter'ın yeri dolmaz ama hiç yoktan iyidir. Özellikle Paradox'u çok beğendim ben. Dizileri izlemeye başladıktan sonraki yorumunu da merak ediyorum,
    sevgiler.

  12. detays diyor ki:

    Bu Paradox iptal edilmiş bir dizi değil di mi. ?
    Niyeyse öyle hatırlıyorumda.
    Eğer öyle değilse ve makul bir finali varsa hemen alayım listeme. 🙂

    • SirEvo diyor ki:

      İptal konusunu hatırlamıyorum da, finali tatmin edici bir şekilde yarıda kalmadan bitmişti.

Yorum Yapın

Arts Blogs