12 Yıllık Esaret – 12 Years a Slave (2013)

1993 yılından beri kısa filmler çeken Steve McQueen ilk ciddi denemesini Hunger ile yapmış ve sınıfı da geçmişti. O filmdeki uzun mu uzun tek çekim sahneler hala hatırımdadır. 3 yıl sonra Shame ile tekrardan seyirciyle buluşan McQueen, kariyerinin zirvesine 12 Yıllık Esaret ile çıktı diyebiliriz.

Siyahların köle, beyazların efendi olduğu 19. yüzyılın ortalarında geçen hikaye Solomon Northup adlı müzisyenin bir anda kendini bulduğu vahşi hayatla start alıyor. Ama ne hayat. Chiwetel Ejiofor‘un baştan sona götürdüğü filmin senaryosu John Ridley tarafından kaleme alınırken, Ejiofor’a Michael Fassbender, Lupita Nyong’o, Benedict Cumberbatch, Paul Dano, Paul Giamatti, Sarah Paulson, Brad Pitt ve Alfre Woodard gibi isimler eşlik ediyor.

Şimdiye kadar bir elin parmaklarını geçecek kadar film/dizi izlemişizdir kölelik üzerine. Elbette o zamanları yaşamadığımız için nasıl bir zulümden geçtiklerini bilemeyiz ama bugüne kadar izlediğimiz çoğu filmde çektikleri acının ne kadar tarifsiz olduğuna denk gelmişliğimiz vardı. Ancak Steve McQueen çıtayı biraz daha yukarı taşıyarak en uç noktaya çıkmış. Bir belgesel hesabı, işkenceler olsun, idamlar olsun, kasaplıklar olsun en sansürsüz haliyle ekrana yansıyor ve etkilenme kat sayısını bir hayli arttırıyor.

Tabii ki kuru kuru görüntüler yok. Ailesinden koparılan bir siyahın yaşadıkları var ekranda. Ve tanık oldukları. Filmin başında da belirttiği gibi gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan film, Northup’ın bir yandan hayatta kalma mücadelesini ekrana yansıtırken diğer taraftan da ailesine kavuşmak için verdiği savaşı gözler önüne seriyor. Spoiler olacak ama özellikle o gecenin karanlığında yazmaya çalıştığı mektup sahnesi beni bir hayli etkilemeyi başardı.

Film, başından sonuna kadar etkilemeyi başarıyor aslında. Hunger’daki gibi yine uzun sahnelere yer vermiş McQueen ve Ejiofor’un gerçeğe yakın oyunculuğunun yanında Michael Fassbender’ın da muazzam katkısı çoğu sahnede koltuğa çivilenmenizi sağlıyor. Sadece müzikle gerilmenize yol açan anları söylemiyorum bile.

12 Yıllık Esaret şimdiye kadar 111 ödül kazandı ve 136 da adaylığı mevcut. Söylemesi kolay belki ama inanılmaz rakamlar. Bu alanda son yılların en başarılısı olabilir. Bunlardan 9 tanesi Oscar adaylığı fakat Altın Küre‘de sadece En İyi Film‘i alırken, BAFTA‘da ise En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini alabildi. Detaylar için çok ahkam kesmeyi sevmesem de ana kategorilerde Oscar’da işi bir hayli zor diyebilirim. Rakipleri çok ciddi ancak Akademi üyeleri bu kadar Yeşilçam dramasına kanıp oylarını kölelik üzerine çekilmiş en iyi filmlerden olan 12 Years a Slave’e basabilirler. Kimsenin de gıkı çıkmaz muhtemelen.

Kölelik üzerine de birkaç satır yazmak lazım aslında. Nasıl bir duygu nasıl bir kafa yapısıyla böyle bir ayrım yapıp da bu kadar cani olabilmiş o zamanın insanı, o zamanın beyazı? Neden diye soruyorsunuz filmi izlerken. Neden bu kadar barbarlık? O adam sana ne yapmış olabilir? Ki acı çekenlerin, sırtları parçalanana kadar kırbaçlananların hepsi de saygıda kusuru eksik etmeyen siyahlar. Adamları ezip kölen haline getiriyorsun ama zevk için her şeyi yapmaya devam ediyorsun. Yaz yaz bitmez aslında bu mevzu ama susup izlemek de en iyisi.

Beni müthiş etkileyen inanılmaz oyunculuk performansları yer almasa da Ejiofor ve Fassbender filmi alıp götürmüş. Aslında her ikisi de çok çok iyi oynamışlar ama ben nedense Dallas Buyers Club‘daki McConaughey – Leto ikilisini çok daha iyi buldum performans olarak. Tabii ki bu tamamen kişisel. İzlemediğim diğer adayları hesaba katmıyorum bile. Hikaye şimdiye kadar izlediklerimizden biraz farklı olduğu için onu da ayırdım kenara. Müzikler de kesinlikle etkileyiciydi. Çok farklı bir kamera deneyimi yoktu belki ama gerçeğe yakın çekilen sahneleri düşünüp çekimlerini de ayrı tutabiliriz. Kostümleri de yabana atılacak gibi değildi. Demek ki 12 Yıllık Esaret olmuş. Çoğu yönden benden geçer not aldı. Tavsiye edileceklerime de eklendi. Fakat içerdiği şiddet görüntüleri yüzünden çoğu kimseler dayanamayabilir. Uyarmış olayım.


2 Comments

  1. hakan diyor ki:

    bu sene oscar adayı filmlerinin erkenden net e düşmesi sonucu ilk indirip seyrettiğim filmdir.iyi bir film oyunculuklarda çok iyi.ama nedense kafamda bir django unchained değil düşüncesi doğdu.belkide tarantino hayranlığımdan dolayı 🙂 şu ana kadar oscar adayı bu film dahil amerikan hustle,her,blue jasmine,dallas buyers club ve the wolf of wall street i seyrettim.çok açıkca diyebilirimki the wolf of wall street = diğerleri.

    • SirEvo diyor ki:

      Dostum elbette Django’nun yerini tutmaz çünkü Tarantino kuru kuru çekmiyor, bambaşka bir şeyler katıyor ve sevenine müthiş bir 2 saat yaşatıyor. McQueen ise farklı bir konumda ama kendi çapında kesinlikle önemli iş. Yazdıklarından Blue Jasmine ve Dallas’ı izledim ben de, kalanları da (Nebraska da dahil olmak üzere) 2 Mart’a kadar izleyip bikaç satır yazmak lazım.

Yorum Yapın

Arts Blogs